Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Türkiye, ‘Ali Osman’ terkibini bulmuştur 
Bugün normal namaz hocasından, takvim yaprağından fıkha ulaşıyorsun. Bilgiye ulaşma konusunda Türk toplumu ve Türkiye’nin hinterlandı, ilmihal medeniyetinin verdiği imkânlar sebebiyle müthiş bir aydınlanma içerisinde… Ve biz son yüzyıl içerisinde şunu başardık. Biz Hz. Ali ve Hz. Osman terkibini başardık. Arap dünyası Hz. Ali’yi anlayamadı. İran dünyası Hz. Osman’ı anlayamadı. Türkiye, Alevisi ve Sünni’siyle bu terkibi başarmıştır. Bu terkip, yani ‘Ali Osman terkibi’ Türkiye’nin önünü açacak.
Xxxxxxx

Mahmut Bey, gerek Türk milliyetçisi camia gerekse İslamcı camia da tanınan bir araştırmacı-gazeteci, yazarsınız. Bu açıdan özellikle Türkiye’nin yaşadığı son hadiseleri değerlendirebilir misiniz?
Şimdi gündeme takılıp kalmamamız lazım… Bunlar yaşanması gereken olaylardı; yaşıyoruz. Türkiye’nin yapması gereken bir yeniden yapılanma… Türkiye buna kendi isteğiyle, kadrolarıyla, devleti yöneten kadroların iradesiyle gelmek istemiyor. Problem burada…

Neden gelmek istemiyor?
Biz sürekli olarak problemlerimizi erteliyoruz. Hâlbuki problemler bizi, problemleri çözüme götürmesi lazım. Biz zor olanı seçiyoruz…

Halının altına süpürüyoruz diyorsunuz…
Evet, bir gün geliyor o problem, daha kangren olmuş halde karşımıza çıkıyor. Bunları çözmemiz lazım. Bunun için devletin yeniden yapılanması gerekir. Yeniden yapılanma; bürokratik devletten millî devlete geçme şeklinde olması lazım. Milli devlet şekline bürünen devletlerden Hindistan örneği, İrlanda örneği, Rusya örneği… Burada örnekler çoğaltılabilir. Milli devlet olursan sorunlarını çözersin. Bürokratik devlet algısı, teröristle yerli bir insanı, millet yanlısı, devlet yanlısı, din yanlısı bir kimseyi düşman görebiliyor; teröristle aynı görebiliyor. Bürokrat için, ikisi de insan, ikisi de problem olabilir. Hâlbuki millî devletin bakış açısı, insanı analiz eder ve ona göre ifadelendirir.

Türkiye’de bürokratik olması nereden kaynaklanıyor acaba? Türkiye neden millî devlet olamıyor?
Tabiî, bu bir süreç işi… Bürokratik devlet olmasının sebebi; Osmanlı döneminden kalma bir yapılanma… Osmanlı’da bürokrasi ve halk iki ana ayrımdı. Bürokrasinin iki kanadı devşirmelerden oluşuyordu. İlmiyye sınıfı, Türklerden ve diğer Müslüman halklardan oluşuyordu. Seyfiyye ve kalemiyye, devşirme olduğu için ana kitleye her zaman karşı oldu. Yani halka, köylülere karşı oldu. İlmiyye sınıfı da kendini yenileyemedi. Dil sorununu bile bizim Sünnî ulemamız çözememiştir. Türkçe sorununu bile Ömer Seyfettin çözmüştür. Ona gerek kalmadan çözmeliydi. Hem Arapça eserler vermeye devam etmiş, bir Türkçe meal üretememiş… Bir Türkçe tefsir üretememiş…

Yunus Emre ekolünden gelen dil kesilmiş… “Arapça dat mı okunur zat mı okunur?” tartışmalarıyla devam etmiş.
Onu çözememiş… Dil ile zihniyet arasında doğrudan bir ilişki var. Sorunları çözemiyorsun o zaman… Kavram boyutunda kalıyor. Ama hayatın gerçekleri seni silip süpürüyor. Ne yazık ki Sünnî ulemâ, Abdulhamid’i anlamamış; Abdulhamid’ten şeriat istemiştir.

Abdulhamid gibi İslâm halifesinden şeriat istemişler.
Ve sonunda onların yine oyuna gelmesiyle, salaklığıyla, Hareket Ordusu da hilafete vurucu darbeyi indirmiştir. Bugün de aynı ahmaklık, gerek diyalog olarak gerek cahillik olarak devam ediyor. Sünniysen, Sünniliğin gereğini yapacaksın. Aydınlanacaksın nihayetinde… Sünnî ve işinde, gücünde insan tipi bizim kurtuluşumuz diyor Yahya Kemal… Türkiye’yi kurtaracak insan tipi… Bu insan, sokaktaki insan, bizim İslamcımızdan daha ileri… Birasını içen, hovardalık yapan adam, bizim kör İslamcılardan, kör milliyetçilerden daha ferasetli…

Daha hayatla iç içe…
Evet… Devleti algılamış; millet kavramını biliyor. Milletle ümmeti karıştırmıyor. Bunlar her şeyi karıştırıyor.

En son Deniz Feneri hadisesi biliyorsunuz. Bunlar, idareye veya iş dünyasına geçince, önce sekreterlerine sulanıyorlar.
İnsanın olduğu yerde problem olur. Senin problemi çözmen için iki şey var: Birincisi aile şirketlerinin reorganizasyonudur. Eğer Türkiye’yi kalkındırmak istiyorsan KOBİ bazındaki aile şirketlerini nasıl ayakta tutacağız? İlk fırsatta iş yerleri parçalamak. Bu krizi devlet ya da millî mukavemet zemininde olan, İslami duyarlılığı olan insanların çözmesi lazım. İkincisi ben sizden borç alıyorum. O borcun üstüne yatıyorum. Bu Almanya’daki garibanlar olur; buradaki vatandaşlar olur. Çözümü bu kadar zor değil… Standart tefecilik mekanizmasında bu işleri oturtsaydık; bu problemler olmazdı. Normal ne kadar para veriyorsun? Yüzde kaç faizle veriyorsun? Piyasa şartlarında kıran kırana pazarlık yapsaydık; bu problem olmazdı. Sadece onun günahı olurdu. Şimdi adam hem günahta, hem paranın üzerine yatmışsın…

Her türlü zarar…
Bir de o yardım, dayanışma duygusunu tahrip ediyorsun. Ve bunları konuşmayınca hep dışımızdan bir bakış, bizi çekemiyorlar… İftira atıyorlar.

Mesela şöyle söyleyeyim; Hüseyin Üzmez hadisesi var biliyorsunuz.
Aman!.. Ona hiç girmeyelim.

Öbür tarafta Tunceli milletvekili Kamer Genç yapınca, ona saldıran İslâmi medya onu kendi çevresinde tabi ve kendi kültürü içerisinde gayet kabul edilebilir bir günah olarak görüyor. Hayat tarzına göre günah değil…
Tırnak içerisinde söylüyorsunuz tabii.

Evet… Öbür taraftan, adına güyâ İslamcı denen medya, insani, vicdani, her yönden facia olan bunu ve bu gibi hadiseleri uzun süren sahiplendi ve görmezlikten geldi.
Bir kere en büyük tuzak; biz ve onlar mantığı… Ne biz var; ne onlar var. Biz olan değerlerdir. Değerlerle barışıksan, bizsin.

Değerlere göre bizsin.
Evet… Onun sınırını zerre kadar aşınca, “haddini aşan zıddına inkılâp eder” misali zıddına dönüşürsün. Her iş de böyle… Sen fıkhı böyle haber veya tartışma programlarının malayani konularından biri olarak görür; sazan gibi her şeye atlarsan sonu budur. Bizim savunacağımız son kale fıkıhtır. Tasavvufun çarkına okudular. Gerek Bektaşiliğin, gerekse Nakşîliğin… Nakşîliği yozlaşma şeklinde mahvettiler. Öbürünü de yabancılaşmayla küfre götürdüler. Bizim şu andaki son kalemiz fıkıh kalmıştır. Fıkıhtan zerre kadar taviz vermeyeceğiz. Kanımızın son damlasına kadar fıkhı müdafaa edeceğiz. Başka türlü bu yalamanın, yozlaşmanın önünde durmak mümkün değil… İşin çok ilginç bir tarafı; bugün bilginin yatay hale gelmesi, vatandaşı fıkıhla muhatap hale getirmiştir. O bizim öve öve bitiremediğimiz Osmanlı asırlarının son iki yüzyılında gerek eğitimsizlik gerek cahillik nedeniyle insanlar bu kaynaklara ulaşamıyordu. Bugün internete yazdığında bu kaynağa ulaşıyorsun. Bugün normal namaz hocasından, takvim yaprağından fıkha ulaşıyorsun. Bilgiye ulaşma konusunda Türk toplumu ve Türkiye’nin hinterlandı, ilmihal medeniyetinin verdiği imkânlar sebebiyle müthiş bir aydınlanma içerisinde… Ve biz son yüzyıl içerisinde şunu başardık. Biz Hz. Ali ve Hz. Osman terkibini başardık. Arap dünyası Hz. Ali’yi anlayamadı. İran dünyası Hz. Osman’ı anlayamadı. Türkiye, Alevisi ve Sünni’siyle bu terkibi başarmıştır. Bugün biz fıkıh zemininde, Diyanet İşleri’nin yaygınlığı vesilesiyle genel İslamî geleneği yaşatıyor; öbür taraftan bunun yanına Ehl-î Beyt sevgisini, Hz. Ali sevgisini, On İki İmam sevgisini, Hz. Fatıma sevgisini, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin sevgisini, Hacı Bektaşi Veli sevgisini koyuyoruz ve bir terkip oluşuyor. Bu Hz. Ali ve Hz. Osman terkibi… Türkiye’nin bunun ardında durması lazım. Bir şeyin daha çok bariz şekilde altını çizmemiz lazım. İran Şia’sı ve Caferiliği’yle Alevi kardeşlerimin hiçbir şekilde irtibatlandırılmaması lazım. Çünkü onlardaki Hz. Ali sevgisi, samimi bir sevgidir. Ama İran’da, ideolojik, Fars emperyalizminin bir aracı olarak Hz. Ali sevgisi vardır. Buradaki tabi bir sevgidir. Biz ders kitaplarıyla, devletin din anlayışıyla bunu formüle etmek zorundayız. Bu terkip, yani ‘Ali Osman terkibi’ Türkiye’nin önünü açacak. Bunu fiili olarak başardık. Bugün cem evi deyince ürkmüyoruz; onlar cami deyince ürkmüyor. Komşumuz var Alevi… Biz ona gidiyoruz; onlar bize geliyor. Çok şeyi başardık. Başarımızın ardında durmalıyız.

Türkiye son dönemlerde değişim yaşıyor, dediniz. Değişim yaşanırken çok ağır sendromlar da yaşıyor. Bunlardan bir tanesi Ergenekon Operasyonu… Bu konu hakkında ne diyeceksiniz?
Ergenekon iddialı bir iddianame… Geç oluşan bir iddianame… Bir kere ben bu işte, Abdulhamid Han’ın genel bir bakışı var. Rus Büyükelçisi’nin tavırlarına bakıyor; karar vereceği zaman… Rusya’nın kararlarına bakıyor. Şimdi Türkiye’de diyalog merkezli bir anlayış var. Bu sadece dinler arasında değil, emperyalizmle diyalog anlayışı var.

Bu noktaya geldi.
Eğer onlar bu konuda tarafsa, ben onların yanında değilim.

O zaten nerede olunması gerektiğini gösteriyor.
O bana net bir şekilde gösteriyor. Ben burada aleyhine kitap yazdığım, Doğu Perinçek’in yanında, emperyalizme direnç noktasında elbette onun yanındayım. Doğu Peirnçek “Peygamberimiz” diyebiliyor. Acaba onun karşısındakiler Peygamberimiz diyebiliyorlar mı? Hz. Muhammed (S.A.V) İbrahimi dinlerin peygamberlerinden bir peygamber mi yoksa peygamberimiz mi? Diğer peygamberlerin çok da önemi yoktur. Kainat, Peygamber Efendimizin yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır.

Her şey O’nda başladı; O’nda bitiyor.
Peki biz, O’nun hürmetine var edildik. Terbiyesizliğin lüzumu yoktur. Bu diyalog merkezli bakışın ben karşısındayım. Ve bunların altını çize çize belirttik. Bir kere Taraf gazetesi bir şeye taraf olmuşsa ben onun karşısındayım.

Pentagon’un sözcüsü…
Ben onlarla haşrolunmak istemiyorum. Doğu Perinçek, “Peygamberimiz” diyebiliyor. Ahmet Altan da desin, diyebiliyorsa!..

Ahmet Altan, 10 yaşındaki kız çocuklarına sarkıntılık yapabileceğini söyleyen bir tip…
Her şeyi yapar o ayrı… Her şeyi söyler. Onlar çünkü üst seçkindir. Ahmaklar da onların peşinden gidiyor.

Liberal çapulcuların peşine takılarak İslâmcılık oynuyorlar.
Kendileri sövemiyorlar Atatürk’e ve değerlere, onun yerine tetikçi kullanıyorlar. Sövmeye gerek bir şey varsa söyleyin; beraber sövelim. Atatürk’ün yaptığı şudur: Atatürk zannedildiği gibi laiklikle Sünnî Ulema’nın ve Sünniliğin önünü kesmemiştir. Kestiği asıl şey, yıpranan Sünnilik mekanizmaları, ilmiyye sınıfının medreseleri, tekkeleri, zaviyeleri yanında asıl iktidara oynayan, iktidarı almak üzere olan Bektaşi, Melami ve Mevlevilerin Sabetaycılarla ve Masonlarla kurduğu ittifakın önünü kesmiştir. Çok önemli bir şey…

Orada bir denge politikası uyguluyor, diyorsunuz?
Evet, asıl onlar iktidara gelmişti. Atatürk laiklikle onarlın önünü kesti ve dedi ki, “devletin dini Sünniliktir. Maturîdî itikad, Sünnilik meşrep üzerinde Diyanet İşleri Başkanlığı devam edecektir.” 4 tane araba aldı cumhuriyet… Birini cumhurbaşkanı, birini Başbakan, birini Genelkurmay Başkanı, birini de Diyanet İşleri Başkanı aldı. Cumhuriyet’in 4 arabası onlar için tahsis edilmiştir. Atatürk’ün aldığı 4 araba… Bunun sembolik anlamı var. Bir şeyler diyor. Ve devletin kesinlikle eğitim de, ordu da anladığı dil, geleneksel bildiğimiz İslâm’dır. Ben bunu, “Aydın Yabancılaşması” adlı kitabımda bahsediyorum.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in tabiriyle Mustafa Kemal Paşanın, 1923’ten ölene kadar demek istediği şeyi yapabildi mi? Bir çelişme var.
Evet, bir çelişme oldu. Zaten bunun kolay bir formülü yoktu. Laiklikle birinci aşamayı başardı. Ama ikinci aşamada ketum dirençlerle karşılaştı. Bir tanesi, Türkçe ibadet anlayışı yanlış bir projeydi. Ama okuduğumuz surenin anlamını bilmek güzel bir şeydi. Birinci aşamada bu birbirine karıştırıldı. İkinci aşamada Atatürk’ün yaptığı bir tefsir siparişi, iki meal siparişi, üç Buhari’nin çevirisi… Ondan sonra Medeni Kanun projesi var. İsviçre den alınan kanun meriyetteki geçici medeni kanundur adı… Değişmeden önceki… Yürürlükteki geçici medeni kanundur. Niye? Çünkü medeni kanun projesi Atatürk döneminde başlatıldı. Istılahları, bizim kendi referanslarımıza göre medeni kanunu yenileme teşebbüsüydü bu… Ve maddeleri yenileyecek komisyon işin içinden çıkamadı. Değişen bir çok şey vardı. Yeni ıstılahlar vardı. Onun için Ömer Nasuhi Bilmen’e Istılah-ı Fıkıyye kitabı sipariş edildi. O kitabın önsözüne bakarsak, bunun niçin yazdırıldığı vardır. Sipariş ediyor ve o terimleri yazmaya başlıyor ve 8 ciltlik kitap ortaya çıkıyor. Yani demek istediğim şu: Atatürk Medeni Kanunu milli ve dini kanun olarak yaptırmak istiyordu. Ama heyet problemin zorluğundan dolayı işin içinden çıkamadı. Onun için geçici olarak İsviçre Medeni Kanunu alındı. Atatürk’ün projesi niyet olarak doğru bir projeydi. Uygulamalarda yanlışlıklar oldu. Bunlardan bir kısmından geri döndü. Dildeki olay mesela… İlk önce arınmacıdır. Ona baktı. Omuz üstünde baş kalmamış. Arınma diye dilin kodları gitmiş. Hemen düzeltti. Özü, cümle yapısını muhafaza, kelime bazında ısrarcı olmama gibi… Cümleyi anlayacaksın kardeşim!.. Ali okula gidecek. Başka yol yok… Ama Osmanlı bürokrasisi, “Ali okula git” lafını uygulayamadı. Türkçe cümle yazamadılar. Kavanini Osmaniye diyerek bu olmaz. Arapçanın sentaks yapısıyla, kelime yapısıyla Türkçe olmuyor. Bizimkiler son ana kadar direndiler. Tasfiyeyle sonuçlandı. Ali Ulvi Kurucu’nun hatıratını okuyun. Demek istediğim niyet olarak doğrudur; uygulamada yanlışlar vardır. Müzikte de aynı şey vardır. İlk önce Batı müziğine geçilmiştir. Sonradan geriye dönülmüştür. Asıl problem İnönü’dedir. Atatürk, “Bir Türk dünyaya bedeldir” derken, Türk medeniyetini, Türk dünyasını insanlığa ışık veren bir merkez olarak görürken, İnönü bunu tasfiye etmiştir. Batı medeniyetini evrensel kültür olarak alıp Türk dünyasını, Türk kültürünü ve İslâm kültürünü bir sapma olarak görmüştür. Atatürk’le İnönü’nün hiçbir bağlantısı yoktur. Atatürk’ün karısı çarşaflıdır. İnönücülükte başörtüsü yasaktır.

Çok tezatlı…
Bugün İnönücülük hala devam ettiği için başörtüsü yasağı var. Yoksa Atatürkçülükte –ki Atatürkçülük diye bir şey yok- Atatürk düşüncesinde çarşaf serbesttir. Protokol kıyafetidir. Protokol kıyafetiyle Latife Hanım meclise gelmiştir. Meclise gelmesi de fetvayla olmuştur. Anadolu turnesine çıkması fetvayladır. Her şeyde Atatürk, Diyanet İşleri Başkanı’ndan fetva alıyordu.

O zaman şöyle oluyor. Atatürkçülük denilen ideolojiyi kendine maskelemenin adı İnönücülük olmuyor mu?
Tabi İnönücülüğü kullanan bir üst seçkin bir klan var. Bunlar gizli dinli, ayrı inançları var. Geleneksel bildiğimiz Alevilikten de ayrı, Sünnilikten de ayrı… Bunlar Masonik, Bektaşi, Melami karışımı, Sabetaycılarla ortak kurdukları bir yapı diyelim. Bunlar için evetler yok. Önermeler yok. Ama değiller var. Değiller, bir; Sünni İslâm… En başta fıkıh… İki, Türklük; kültürel Türklük… Üç…

Osmanlı’nın tarihi mirası…
Evet Osmanlı’nın cihan hakimiyeti… Osmanlı’ya karşılar. Ama Osmanlı’nın nakışı, folkloru, yani tulumbacıları çok severler. Külhanbeylerini, kabadayı âlemlerini, diğer sanatları, hatları severler. Bunlar önemli değil… Önemli olan cihan hâkimiyeti… Osmanlı niçin Osmanlı? Öz önemli… Bu üç değile acayip karşılardır. Osmanlı’ya onun için söverler. Osmanlı’nın devamcısının onlar olması lazım. Hepsi paşazadedir.

Hepsi öyle yetişti.
Bugün Ergenekon diye ağzı köpüklenenlerin hepsinin 400 yıl geriye gidersen dedeleri de bu işin içinde var. Eğer varsa; ben Türkiye de öyle bir yapının olabileceğini zannetmiyorum.

Mahmut Bey, MHP’yi nasıl değerlendireceksiniz? Halk nazarında Devlet Bahçeli çözülemiyor. Ne yapmak istiyor, nerede duruyor?
Ben MHP’ye sadece siyasi bir parti olarak bakmıyorum. Buna yüklediğim çok fazla misyon var. Birincisi MHP, milli mukavemet zeminidir benim için… Bugün PKK emperyalizmin Türkiye’deki bir cephesiyse, aygıtıysa, bunun karşısında milli mukavemetin merkezi de MHP’dir. Devlet Bahçeli çok büyük bir devlet adamıdır; çok büyük bir lider… Alpaslan Türkeş’ten sonra böyle bir liderin MHP’nin başına gelmesi sadece Türk dünyası ve Türkiye Cumhuriyeti için değil, bütün mazlum milletler için büyük şanstır. Bugün PKK olayında, Türk milliyetçileri oyuna gelmemişse, bir çatışma ortamına girmemişse, bu Devlet Bey’in öngörüsüyle olmuştur. Kendisi bu yönüyle Alpaslan Türkeş’in mirasını layıkıyla devam ettirebildiğini göstermiştir. Türkiye için bir kazançtır.

Mesela biz DTP’lilerle de konuştuğumuzda Sayın Bahçeli’nin politikasını, Türk-Kürt çatışmasının önüne geçmesini doğru buluyorlar. Bodrum’a Amerikan gemileri gelince, oradaki MHP teşkilatı Amerikan conilerini protesto ettiği için o kişileri görevden alıyor. Böyle de bir şey var.
Misyonu değişti. Eğer 1970’lerdeki üç milletvekilliğine oynayan bir parti olsaydın, kendi kafana göre eylem yapma lüksün olurdu. Yani inisiyatif alarak bir şeyler yapma… Ama MHP hareketi iktidara oynayan bir hareket… Ve orta sınıfları, esnaf başta olmak üzere cezbetmesi lazım. Esnaf, birinin eylem yapmasını ister ama yapanı sonra tasvip etmez. İllegaliteye iter. Kendisi onun yanında olmak istemez. Devlet Bey, her şeyi meşruiyet zemininde olmasını istiyor. Eğer protesto yapılacaksa genel merkezin kontrolünde, meşru zeminde ve onların bildirdiği şekilde olmalı… Yani kimse kendi kafasına göre eylem yapıyorum lüksüne sahip değildir. Sizin gördüğünüz var. Bir de liderlerin gördüğü var. Onlar daha fazla bir şey görüyorlar. Protesto edilebilir ama bunun şeklini iyi konuşmak lazım.




















info@biyografi.net 
  Diğer Makalelerden Başlıklar
  •    Kiralık dairenizi nasıl alırdınız? Apartman, rezidansta ya da site içinde?
  •    Üniversite Öğrencilerinin Kiralık Daire Ararken Karşılaştıkları Zorluklar
  •    Datça macunu satan eczaneler, aktarlar ve akciğer detoksu satış noktaları
  •    Sevgiliye Hediye Alternatifleri
  •    Yüzellilikler Listesi
  •    ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
  •    OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
  •    33 yazarın Türk Çocukluğu
  •    MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
  •    1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
  •    7 HAZİRAN 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
  •    100. Yılında Balkan Harbi
  •    MHP Milletvekili Aday Listesi 2015
  •    Ak Parti Milletvekili Aday Listesi 2015
  •    CHP Milletvekili Aday Listesi 2015
  •    HDP Milletvekili Aday Listesi 2015
  •    Yunan Meclisi’ndeki Türk milletvekilleri
  •    İngiliz istihbaratının fişlediği yazarlar
  •    İpek Yolunda Türk Kültür Mirası
  •    İnternet yazım kısaltmaları
  •    Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
  •    YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
  •    İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
  •    İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
  •    Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
  •    ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
  •    Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
  •    Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar
  •    Boğaz'ın Meşhur Yalıları
  •    TÜRKİYE'NİN EN ZENGİN 100 TÜRK'Ü
  •    İSLAMI SEÇENLER
  •    Dersaadet Sözlüğü Yayınlandı
  •    Biyografi Market Yayında
  •    BİYOGRAFİ MARKET ALFABETİK DİZİN
  •    Mahmut Çetin “Biyografi”yi anlatacak
  •    KIRKPINAR BAŞPEHLİVANLARI
  •    ANADOLU BEYLİKLERİ
  •    Sanayi sitesinde bir biyografi atölyesi
  •    Mahmut Çetin ve Biyografi Kitabı
  •    Biyografi Kitabı'na İLESAM Ödülü
  •    Basın'da Biyografi Kitabı
  •    Biyografi Net Kitap Fiyat Listesi
  •    Biyografi Kitabı Çıktı
  •    İl il yeni milletvekilleri
  •    Osmanlı Vezirleri
  •    Bulgaristan'da Gazete ve Dergiler
  •    Kosova Edebiyatçıları ve Sanatçıları
  •    Kadın Besteciler
  •    Cengiz Aytmatov ile Konuşma
  •    Milli Sinema ve Yücel Çakmaklı
  •    Terkip Sahibi bir Aydın: Ömer Lütfi Mete
  •    Türk Tarihine Ait Yeni Sırlar
  •    Biyografi Nedir?
  •    Sağı ve solu ile aydınlarımızı ihanet içinde gören farklı bir yazar portresi: Ergun Göze
  •    196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi
  •    BLOG BİYOGRAFİ
  •    Çin Katlediyor
  •    Çin hükümetinin gözaltında tuttuğu uygurlar
  •    İran, Ahmedinejad ve Radikal Muhafazakarların Doğuş Süreci
  •    II. Meşrutiyet Dönemine Dair Hatırat Bibliyografyası Denemesi
  •    Yerli bir dünya görüşüne muhtacız
  •    Oğuzhan’ı kim öldürdü ?
  •    Kürtçe anadil Türkçe ikinci dil
  •    Buran'ın Dil Atlası Çıktı
  •    yabancılaşmış aydın, batı'nın yeniçerisi
  •    Aydın Yabancılaşması Çıktı
  •    Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Dil Atlası
  •    'Türkiye'li Aydın'ın Dini, Türk'e Olan Kinidir
  •    Beylik Kini’nden Öteki Cephesi'ne
  •    Batıniliğin İçyüzü*
  •    Filistin Soruları
  •    Boğaz'daki Aşiret
  •    Atatürk ve Filistin
  •    Türkiye, ‘Ali Osman’ terkibini bulmuştur
  •    Çifte Standartlar Enstitüsü
  •    Menderes’ten Erdoğan’a Ankara’nın ve İstanbul’un iki caddesi
  •    Dayatan perestroika öncesinde Türk Siyasetinde statükocu rehavet



  • biyografi.net
        İngilizce Biyografi
       English Biography

        ünlü kadınlar

       Nasreddin Hoca
      ben de biyografi.net'teyim
      fıkralardan seçmeler



       Makaleler
       Kiralık dairenizi nasıl alırdınız? Apartman, rezidansta ya da site içinde?
       Üniversite Öğrencilerinin Kiralık Daire Ararken Karşılaştıkları Zorluklar
       Datça macunu satan eczaneler, aktarlar ve akciğer detoksu satış noktaları
       Sevgiliye Hediye Alternatifleri
       Yüzellilikler Listesi
       ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
       OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
       33 yazarın Türk Çocukluğu
       MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
       1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ

      Biyografik Takvim
    ocak şubat mart
    nisan mayıs haziran
    temmuz ağustos eylül
    ekim kasım aralık

        Tanıtım

        Tanıtım



       İletişim
    BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
    Tel: 0542 235 72 49



    biyografi.net@gmail.com

    İkitelli Vergi Dairesi
    11452255634
    Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

     

    Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları Pasaj Grup
    Powered By Webofisi.com