"Vecdi Bey vasıtasıyla olabilir, Peyami Safa ile tanıştım. Romanlarını hayli okumuştum. Dilini, üslubunu, yorumunu, gazete yazılarını beğeniyordum. Hele "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"ndan sonra hayranlık duyduğum bir romancıydı. Ona sonradan bir de "Yalnızız" eklendi.
Bana göre ikisi de bir daha yazılamazlardandır.
Hep "siz"li konuşan, çok terbiyeli bir adamdı. Aslında kavgacı mizaçlı, gençliğini, geçmişini düşündüğüm zaman devamlı polemikler, devamlı tartışmalar, devamlı yazı atışmaları içinde geçmiş bir ömrü taşıyordu ama kişisel ilişkilerde son derece zarif, kibar, hatırşinas, gönül alıcı bir adamdı. Ağızlıkla sigara içiyordu. Sonra beni bir gün gazeteye davet etti. Zaten her gün gittiğim bir yerdi Milliyet. Orada odasında konuştuk.
Türk Düşüncesi'ni çıkarmaya başlamıştı. Aylık bir fikir sanat dergisiydi. O derginin yazı işlerini üzerime almamı, sayfalarını çizmemi, belli bir yetki de vererek kabul etti. Çok sevinerek kabul ettim. Öyle bir ustaya yakın olmak heyecan vericiydi.
Epey sürmüştür bu dostluk ve ilişki. Sonra evine çağırdı beni, bir akşam davetli gittim. Topağacı'nda oturuyordu. Karısıyla tanıştım, Nebahat Safa'yla. Nebahat hanım felçliydi. Hatırladığım kadarıyla konuşması düzgündü. Yemek yedik, içki içtik, sohbet ettik.
Vecdi Bürün, çok yakındı Peyami Bey'e. Her gün mutlaka Milliyet'e, Peyami Bey'e uğrar, sonra beraber çıkarlardı. Epey gittim Nişantaşı'ndaki apartmana, hevesle gittim. Peyami Bey'le süren ilişkim içinde hiçbir kırgınlık yaşamadığımı hasretle hatırlıyorum.
Bana maaş veriyordu, ne kadar zorlanırdım ondan o parayı alırken. O çok tabii karşılardı. Milliyet'teki odasında, masasının en alt çekmecesi, sağına düşerdi onun. En alt çekmecesini açar, orada gidişimden önce hazırladığı zarfı, teşekkür ederek bana verirdi.
Oğlu Merve, yedek subaylık yaptığı bir doğu ilinde ölmüştü. 1960 askeri harekatından sonraydı. Şişli Camii'nde yağmurlu bir gündeydik. Yağmur altında, gözlük camları yağmur içinde, gözleri yaş içinde başında fötr şapka.
Biraz ilerde oğlu Merve'nin Türk bayrağına sarılmış tabutu. Ve yedek subay arkadaşları, nöbetteler. Peyami Bey beni ne kadar gördü, ne kadar tanıdı, ne kadar anladı bilemiyorum. Sarılmıştım ona."