Biyografi Ara!

Binlerce biyografi keşfedilmeyi bekliyor

Aşıkpaşazade

tarihçi

Sayfayı paylaş
İlgili Kategoriler
Aşıkpaşazade
Aşıkpaşazade      (1393)-(1481)
tarihçi, asker
Aşıkpaşazade Derviş Ahmet

1393 yılında Amasya'da Elvan Çelebi köyünde doğdu. Şeyh Yahya'nın oğlu, Tasavvuf şairi Aşık Paşa'nın torun çocuğudur. Bu nedenle Aşıkî mahlasını kullanmıştır.

1413 yılında hastalanıp Orhan Gazi'nin imamının oğlu Yahşi Fakih'in evinde kaldığında Yıldırım Beyazıt'a kadar yazılmış bir Osmanlı tarihini okudu. Bundan sonra kendisini tarih yazımına verdi.

1413-1419 yılları arasında Rumeli'de Musa Çelebi'nin hizmetinde bulundu. 1419 yılında köyüne döndü. 1422 yılında köylerindeki tekkeye uğrayan Mihaloğlu Mehmed Bey, onu 2. Murat'ın ordusuna getirdi. 2. Murat ile Mustafa Çelebi arasında yapılan Ulubat Savaşı'nı seyretti.

1436 yılında hacca gitti. 1437 yılında Üsküp'e gelip İshak Bey'in yanında akınlara katıldı. 1438 yılında 2. Murat'ın Macaristan seferine katılarak gazi oldu. 1448 yılında 2. Kosova Savaşı'nda savaştı.

1453 yılında İstanbul'un alınışında bulundu. Fatih Sultan Mehmet kendisine Cibali yakınında bir ev verdi. Evin yanına dedesi Aşık Paşa adına bir mescit yaptırdı. Fatih'in hizmetinde çalışırken padişahın çok beğendiği bir kişi olarak tanındı. 1456 yılında Edirne'de Fatih'in çocuklarının sünnetine davet edildi. Zeyni tarikatına girdi.

1481 yılında 88 yaşındayken İstanbul'da vefat etti. Mezarı Cibali yakınındaki Aşıkpaşa Mescidi bahçesindeki türbesindedir.

ESERİ:

Aşıkpaşazade Tarihi


xx

HAKKINDA YAZILANLAR

HALİL İNALCIK’A GÖRE AŞIKPAŞAZADE: EFSANE Mİ, TARİH Mİ?

Not: Yusuf Oğuzoğlu'nun "Halil İnalcık’ın Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunu Aydınlatan Bilimsel Araştırmaları" makalesinden özetlenmiştir.
Mehmet İpçioğlu, Hamza Kılıç facebook  31.01.2026

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu anlamaya çalışırken en çok tartışılan metinlerden biri hiç şüphesiz Aşıkpaşazade Tarihi’dir.
 
Bir kesim bu eseri bütünüyle efsane olarak görür, bir diğer kesim ise sorgulamadan kabul eder.
 
İşte Halil İnalcık, tam da bu iki uç yaklaşımın karşısında duran bir tarihçidir.
 
İnalcık’a göre mesele, Aşıkpaşazade’yi ne körü körüne reddetmek ne de mutlak hakikat gibi okumaktır.
 
Asıl yapılması gereken şey, bu metni disiplinlerarası bir yöntemle test etmektir.
İlk olarak topografya ve toponimi, yani yer şekilleri ve yer adları devreye girer.
 
Aşıkpaşazade’nin 1305 Sakarya seferinde bahsettiği Karaçepüç ve Karatigin kaleleri, uzun süre “uydurma” sanılmıştır.
 
Ancak Halil İnalcık, bizzat bölgeye giderek bu kalelerin yerlerini tespit etmiş ve bu bilgilerin hayal ürünü olmadığını göstermiştir.
 
İnalcık’ın vurgusu nettir:
İstanbul’da yaşayan bir müellif, bu kadar spesifik ve doğru yer adlarını uyduramaz.
 
Aynı şekilde, İznik yakınlarında geçen Draz Ali Pınarı, hem Aşıkpaşazade’de hem de İdris-i Bitlisi’de tarif edilir.
 
İnalcık bu pınarı yerinde bulur ve metindeki coğrafi tasvirle birebir örtüştüğünü tespit eder.
Bu, anlatının sahayla örtüştüğünü gösteren somut bir delildir.
 
İkinci önemli nokta, bilgi zinciridir.
Aşıkpaşazade, eserini yazarken Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih tarafından kaleme alınmış, fakat günümüze ulaşmamış bir tarih kitabından faydalandığını söyler.
 
İshak Fakih, Osman Gazi dönemini bizzat yaşamış bir isimdir.
 
Bu nedenle İnalcık, bu rivayetleri “çok otantik”, yani doğrudan tanıklığa dayanan bilgiler olarak değerlendirir.
 
Üçüncü aşama, karşılaştırmalı kaynak tenkididir.
 
Aşıkpaşazade’nin anlattıkları, yalnızca Osmanlı kaynaklarıyla değil, Bizans ve İslam dünyasının çağdaş metinleriyle de karşılaştırılır.
 
Örneğin İbn Battuta, 1334’te bölgeye geldiğinde Osman Gazi’nin İznik’i yaklaşık yirmi yıl kuşattığını duymuştur.
 
Bu bilgi, Aşıkpaşazade’nin uzun süreli kuşatma stratejilerini doğrular.
 
Bizanslı tarihçi Pachymeres ise Bapheus (Koyunhisar) Savaşı ve fetih yöntemleri konusunda Osmanlı rivayetleriyle büyük paralellik gösterir.
 
Kalelerin doğrudan hücumla değil, çevrelenerek ve halkı açlığa mahkûm ederek teslim alınması, her iki kaynakta da aynıdır.
Son olarak İnalcık, Aşıkpaşazade’de geçen alp ve gazi tiplerini, Aşık Paşa’nın Garibnâme’si gibi çağdaş eserlerle karşılaştırır.
 
Böylece Köse Mihal, Turgut Alp gibi isimlerin efsane değil, uç bölgesinin gerçek askerî ve sosyal aktörleri olduğunu ortaya koyar.
Özetle;
Halil İnalcık’a göre Aşıkpaşazade kusursuz değildir, ancak doğru yöntemle okunduğunda Osman Gazi dönemine dair son derece gerçekçi ve vazgeçilmez bilgiler sunar.
Tarih, metni reddetmekle değil; toprakla, coğrafyayla ve diğer kaynaklarla konuşturmakla anlaşılır.