Biyografi Ara!

Binlerce biyografi keşfedilmeyi bekliyor

Arslan Humbaracı

gazeteci

Sayfayı paylaş
İlgili Kategoriler
Arslan Humbaracı
Arslan Humbaracı
gazeteci

HAKKINDA YAZILANLAR

SABAHATTİN ALİ İLE İLGİLİ YENİ BİLGİLER

Türk gazeteci Arslan Humbaracı hakkında ilginç bir kitap yayınlandı. Konu 1945-1951 yılları arası Türkiye'de gazetecilik yaparken Amerikan Askeri İstihbaratı ve Türk İstihbaratı ile çalışan, bu arada Sovyet Büyükelçiliği ile de irtibat kurup Sovyetlere gitme girişiminde bulunan, bir dönem komünist olan, 1951 yılında öldürülme korkusuyla Paris'e kaçan ve İngiliz İstihbaratı ile doğrudan çalışan Arslan Humbaracı. Türkiye'deyken tüm askeri, sivil yöneticilerle birebir görüşebilen bu kişi aynı zamanda sosyalistlerin arasına da sızmış hatta kendisine Türk istihbaratı tarafından ajanlık teklif edildiğini yayınlanan notlarında belirtiyor. Yurt dışında Sovyet karşıtlığı üzerine pekçok istibarat teşkilatı ile çalıştığını bizzat kendisi anlatıyor.
Mehmet Ali Aybar, Kemal Bayram ile söyleşide Sabahattin Ali’nin öldürüldüğünü kendilerine ilk haber verenin Arslan Humbaracı adlı karanlık ilişkileri olan bir kişi olduğunu söylemişti.

Arslan Humbaracı ile ilgili yayınlanan kitapta Sabahattin Ali ile ilgili notları aşağıda:
"-Sabahattin Ali Hakkında Hatırladıklarım
Zekâyla parlayan mutlu mavi gözleri olan bir arkadaşım. Adı Sabahattin Ali idi. Batı'da bilinmiyordu ama eserleri, birçok komünist ülkede tercüme edilmişti. Türkiye'nin en iyi hikâye yazarıydı ve en iyi haftalık mizah dergisi Markopaşa'nın editörüydü. Hapiste olmadığı zamanlar Sabahattin Ali de gelip bize katılıyordu. Parlak bir zekâya, yüksek mizah gücüne ve büyük bir cesarete sahipti. Anadolu'da çok seyahat etmişti, folklorunu da iyi bilirdi. Anadolu insanının basit hikâyelerini kullanarak onların sefaletini anlatır ve ihtilâl vaazları verirdi. Hayat ve neşe dolu idi. Yakın arkadaş olduğumuz zaman hayatının gerçekten nasıl geçtiğini anlayacaktım. Hapiste dövülecek, işkence görecek, bir hafta serbest kalacak, tekrar hapse girecekti.
Ona karşı kanuni bir suçlamada bulunacak herhangi bir delil yoktu. Buna imkân vermeyecek kadar zekiydi. Ancak onu hapsetmek ve dövmek için kanuni delillere ihtiyaç yoktu. Herhangi bir gizli faaliyette bulunduğuna inanmıyorum. Sadece güçlü kalemi ile savaşıyordu. Ilımlı liberal ve sol grubu tenkit eder ve bizlerin Anadolulu köylülere olan ilgimizi İngiltere, Dorchester'de bir hayır balosuna katılarak sosyal vicdanını tatmin eden zengin bir İngiliz leydisinin davranışına benzetirdi. Tabutlukta* defalarca kalmıştı ve her çıktığında çökmenin eşiğinde olmasına rağmen onu gözleri halen parlayarak gördüğümde haklı olduğuna kanaat getirmiştim."
"- Sabahattin Ali Cinayeti (Mart 1948)

Bu arada Mart 1948'de Sabahattin Ali cinayetini öğrenmiştik. Kaçmaya çalıştığını biliyordum. Mukadder yolculuğundan birkaç gün önce bir akşam evime gelmişti. Tedirgindi ve nereye saklanacağını bilmediğini söyledi. Evim, saklanacak iyi bir yer değildi ancak moralini yükseltmek için birkaç saat sakladım ve biraz para verdim.

Yağmurluğu altında büyük bir şişkinlik vardı. Bu, çok büyük bir parabellum tabancaydı. Hapiste işkence görmeye artık tahammülü kalmadığını ve kendisini tutuklamaya teşebbüs edecek olan kişiyi vurmaya kararlı olduğunu söyledi. Meselenin aslından habersiz olan eşimi endişelendirmemek için tabancasını koridorda saklattırdım. "Birkaç gün sonra Sofya Radyosu'ndan beni duyacaksın" dedi. Birkaç kadeh içtik ve eski havasına döndü. Gitme zamanı geldiğini söyledim, öpüştük ve ümitle parlayan gözleriyle ayrıldı.

Ölümünden sonra onu tanımış olan komünist ve solcu aydınlara bir cenaze merasimi düzenlememiz gerektiğini söyledim ancak naaşını hiçbir zaman alamayacağımızı söyleyerek reddettiler. Bunda haklı çıktılar zira naaşı, dul eşine bile verilmedi. Boş bir tabutla bile olsa bu merasimi yapmakta ısrar ettim. En azından bir jest olacaktı. Ancak cesaretleri yoktu ve hiçbir şey yapılmadı. Dul eşi ve küçük kızı için yardım parası toplamaya kalkıştığımda da aynı ilgisizlikle karşılaştım. Bütün bunlar beni tiksindirdi, iğrendirdi ve depresif yaptı."

* "Tabutluklar", İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde bulunan tek kişilik hücrelere verilen isimdi. Hücrelerde 500 mumluk ampuller vardı. Tabutluklar, İstanbul Emniyet Müdürü Haluk Nihat Pepeyi'nin Almanya ziyaretinden sonra kullanılmaya başlandı.
--------
Kaynak : Kara Sakallı Kızıl Ruhlu Bir Gazeteci : Arslan Humbaracı, Rıfat N. Bali, Libra, 2024, 57-58 119-120