Ahmet Tolgay
gazeteci, yazar
Ahmet Tolgay Albayrak
Kıbrıs Türk Edebiyatı
Kıbrıs Türk Basını
15 Ekim 1944 tarihinde Kıbrıs'ın Baf şehrinde doğdu.
İlk ve orta öğrenimini Lefkoşa’da yaptı. Yazı hayatı okul yıllarında başladı.
(1957) yılında Bahar Melodisi adlı şiir kitabını yayınladı. Bir grup arkadaşıyla Yolumuz adlı haftalık bir gazete çıkardı (1958-1959).
Hürsöz, Halkın Sesi gazetelerinde yazdı çalıştı. 1962- 1977 yıllarında Bozkurt gazetesinin editörlüğünü yaptı.
1975’te kamu görevine girdi, 1985’e dek Başbakanlık Basın Danışmanlığında bulundu. Aralık 1985’te KKTC Meclis Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü'ne atandı.
Çeşitli yarışmalarda ödüller aldı. Birlik ve Kıbrıs Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.
ESERLERİ:
Şiir:
Bahar Melodisi (1957)
Roman:
Kıbrıs Çarmıhtan İnerken
(1976 yılında Bozkurt gazetesinde tefrika edildi, 1997’de kitaplaştı)
Bazı Oyunları:
Fadime’nin Kavgası
Melek Değilmiş Komşularımız
Bayrak
(Radyoda ve Devlet Tiyatroları’nda oynandı)
Araştırma-İnceleme:
Kanlı Noel (Nisan 1993)
Kıbrıs Türk Toplumunda Sinema Olayı (1995, 1997)
Çelik Güvercin (1996)
Şahinler Yılı (1996)
Sinema Olayı (Beyaz Perde Üstüne Yazılar, 1996)
ESER-AYRINTI
Kibrıs Türk Toplumunda Sinema Olayı
Ahmet Tolgay
1995
Araştırma
Taninmis Kibrisli arastirmaci, yazar ve gazeteci Ahmet Tolgay'in kitabi yayinlandi. Kitap Meral Birinci Egitim Kultur ve Spor Vakfi tarafindan yayinlandi. Yayinda Kibris Turk toplumundaki sinema olayinin tarihcesini cok iyi bir bicimde anlatiyor.
Kitap Kibris Turklerinin sinemaya gitme aliskanligini, ilk sinemalari, ilk film ithal edenleri ve gelmis gecmis tum Kibris Turk sinemalarini anlatiyor. Ornegin, sinemayi icat eden Lumiere'den asagi yukari 10 yil sonra sinemanin Kibris Turk toplumunda basladigini biliyor muydununuz? Kibris adasina ilk film ithal edenin Mustafa Ali adinda bir Kibrisli Turk oldugundan da bahsediyor. Daha bilmedigimiz bir cok ilginc ve tarihi olayi, ve sosyal tarihcemizi anlatan bu kitabi okudukca begeneceksiniz.
xxx
GÖRÜŞ
ERENKÖY SONRASI İDEOLOJİK ÇATIŞMALAR
8 Ağustos 2026
Çok haklı bir tespitle, “şanlı” diye onurlandırılan ve nitelendirilen Erenköy Direnişi’nin 62’nci yıldönümündeyiz… Bugün yine şehit kanlarıyla sulanmış ve acılarla harmanlanmış Erenköy’de o geleneksel tören var… Şehitlerimizi saygı ve minnetle anar, gazilerimizi tüm içtenliğimle selamlar, artık aramızda olmayanların aziz anıları önünde şükranla eğilirim…
Yaşamda olsun ya da olmasın, Erenköy direniş destanına adlarını onurla yazdıranlara bakınız… Onlar sıradan değil, özel insanlardı… Sonraki yıllarda kariyerlerinde çok önemli işlere, hizmetlere ve eserlere imza attılar…
Çoğunluğunu Türkiye’deki yüksek öğrenim gençliğimizin oluşturduğu Erenköy kahramanlarının o çetin coğrafya parçası üzerinde ateş çemberi içinde tarihe armağan ettikleri o direniş destanı tüm yönleriyle bilinmektedir. Çünkü, direnişçilerin en az yüz tanesi anılarını yazmış ya da ayrıntıları anlatmış, onların dışındaki araştırmacılar da konu üzerinde nice makale, kitap ve belgesel üretmiştir.
O nedenle bugünkü yazımın odağında Erenköy’de yaşananlar değil, Erenköy’den sonra yaşananlar vardır… Hamaset sahnesinin perdesi kapanırken açılan ideoloji sahnesinde neler olup bittiğine özetle değineceğim… Bu yazım için seçtiğim kaynak ise Erenköy gazilerinden Hasan Özbaflı’nın “Anılarla Vatansızların Zaferi” adlı yankı yaratan belgesel kitabıdır…
Hasan Özbaflı, Kıbrıs’taki direnişe, KKTC’nin alt yapısındaki kalkınma ve sanayi hamlelerine ve bir dönem UBP kan kaybederken oluşan çalkantılı dönemin siyasetine UBP–TKP koalisyon hükümeti üyesi olarak adını silinmez biçimde yazdıran bir figürümüz… Gerek onun kimliği, gerekse okurlarıyla 10 yıl önce buluşturulan anılar kitabını okuyabilen kişiler yakın tarihe ilişkin nice bilinmeyenle yüzleşti… 1964 sonrası öğrenci hareketlerini dolu dolu yaşayan Özbaflı’nın kitabında Erenköy sonrasına ilişkin yazdıkları da, diğer ifşaatları gibi çok önemli ve bugün tam da bunları irdelemenin zamanıdır…
Arkalarında şehit arkadaşlarını ve derin acılar bırakarak Türkiye’deki üniversitelerine dönen Kıbrıslı Türk gençler, kazanılmamış bir zaferin travmaları içindedirler… Kısa sürede Türkiye’nin her yanına yayılacak olan kanlı sağcı–solcu çatışmalarının, Türk-Kürt kavgalarının ve benzeri etnik–ideolojik sürtüşmelerin ortasında bulurlar kendilerini… Ve ne yazık ki bu olaylara derinliğine bulaşmadan duramazlar…
Özbaflı olayların başlangıcındaki ruh halini “moralim o kadar bozulmuştu ki, üniversiteyi terk edip Avustralya ya da İngiltere’ye gitmeyi düşünür oldum. Ama Kıbrıs’ta beni bekleyen yoksul bir ailem vardı ve her ne pahasına olursa olsun üniversite öğrenimimi tamamlama kararına vardım” şeklinde açıklıyor. Bu vazgeçemediği kararı nedeniyle o müthiş gençlik olaylarının başından sonuna dek içinde yaşar…
Gençlik çatışmalarında provokatör ajanların oynadıkları rollerin altını önemle çizen Hasan Özbaflı, Nisan–Mayıs 1967’de üç bine yakın Kıbrıslı genç mücahit üniversitelere yerleştirilmek üzere Türkiye’ye götürülünce üniversitelerde hatırı sayılır kitlelerimiz oluştuğuna ve işi teröre dönüştüren militanların bu kitlelerimiz arasına da sızdığına parmak basıyor…
AKEL de Kıbrıslı Türk öğrenciler arasına sızmakta gecikmiyor bu arada… Sağdaki ve soldaki militan örgütlenmelerin başını çekenler, Erenköy cephesinden gelen ve kaplarına sığmayan ateşli genç üniversitelilerdir… Kitabında “AKTÖB’ün çatısı altında fakülte örgütleri kuruldu. Ankara’daki genel kurula hazırlanırken ortaya büyük bir çelişki çıktı. Kendilerini ‘solcu’ olarak lanse eden bir grup Kıbrıs’ta Yunan işgalinin önemli olmadığını, esas davanın Rum Komünist Partisi AKEL ile birleşip İngiliz Üsleri’nin Kıbrıs’tan atılması olduğunu dillendirmeye başladı” diyen Özbaflı, bu kampanyada başı çekenlerin isimlerini de açıklayıp; “Bunlara göre Yunanistan mazlum bir ülkedir. Kıbrıs’ta işgalci değildir. Bizim görevimiz devrimci bir örgüt olan AKEL ile birleşip emperyalist üslere karşı savaşmaktır” gözlemini aktarıyor…
Bu görüşler kısa ismi DEV GENÇ olan Türkiye Devrimci Gençlik Derneği’nin yayın organlarında da sık sık görülmeye başlar…
Arkasına DEV GENÇ’i alan bir grubun Kıbrıs Türk davası ve Kıbrıs’ta Rum–Yunan ENOSİS kampanyasına karşı direnişini sürdürmekte olan TMT aleyhinde propaganda yürütmeye başladığını belirten Özbaflı, şunları yazıyor: “Kendilerine ‘devrimci’ adını takarak her tarafta, Ankara’da, İstanbul ve İzmir’de, Kıbrıs Türk kurtuluş savaşına karşı cephe açtılar. MT’yi faşist örgüt, AKEL’i de Akdeniz’in ilk devrimci Komünist partisi ilan ettiler. Bildirilerinde Kıbrıs’taki Türk katliamlarından sorumlu faşist EOKA’cılardan ‘bağımsızlık savaşçıları’ olarak söz ettiler…”
(O dönemde, havada helikopter içindeyken karşıtları tarafından açılan yaylım ateşten yarasız kurtulan Başpiskopos Makarios’a da “geçmiş olsun bağımsızlık kahramanı” şeklinde Türkiye’den telgraf çekmişlerdi. A.T.)
Ezilen proleter köylü sınıfın en çok sömürülen kesiminden geldiği için kendisinin zaten profesyonel ve doğal devrimci olduğunu kaydeden Hasan Özbaflı, bu grubun yanlışa teslim olmasını şu satırlarla irdeliyor: “Benim avantajım lise çağlarında gerek köyümde Rumlardan duyduklarımla, gerek okuyup araştırdıklarımla AKEL hakkında geniş bilgi sahibi olmamdı. O nedenle üniversite öğrenci hareketi içinde AKEL ile işbirliği gündeme gelince bu duruma şiddetle karşı çıkmıştım ve yollarımı onlardan ayırmıştım…”
AKEL’le işbirliğine umut bağlayan gençlerin gerek Kıbrıs Rum kesiminde, gerek Londra’da ve gerekse Türkiye’ye kadar gitmeyi göze alan AKEL yetkilileriyle, AKEL’in düzenlediği toplantılarda boy gösterdiklerini ve birlikte siyaset belirlediklerini anlatan Hasan Özbaflı bu durumlara karşı olan tavrının açıklamasını da şöyle yapıyor:
“Bana göre bir Kıbrıslı Türk devrimci, ENOSİS mücadelesini başlatan, literatürde ‘sosyal faşist’ olarak tanımlanan, her türlü Bizans entrikalarını deneyerek Sovyetler Birliği’ne ENOSİS’i empoze etmeye çalışan AKEL gibi bir partiye itibar edemez… Sırf adında ‘Komünist’ ibaresi var diye, masum Kıbrıs Türklerinin öldürülmesine yardımcı olan böylesine şoven bir örgüte üye olamaz. Olursa bunun adı ‘devrimcilik’ değil, tartışmasız kendi halkına ihanettir…”
(“Devrimci” diye nitelenen gençlik hareketinin başını çekenlerden olan Naci Talat Usar, yaşadığı deneyimlerden sonra gün gele; “AKEL’in kuyruğunda maşrapa olamayız” açıklamasını yapacak noktaya gelmişti. A.T.)
O gruplar içinden gelip AKEL odaklı sözde devrimciliği Kıbrıs Türk siyasetine sokanlar vardır. Bunun yansıma ve etkileri bugün de görülmektedir… Ama buna karşın 180 derecelik keskin bir dönüşle eski ideolojilerinin karşısında etkin biçimde yer alanların varlığı da kendini “sosyal demokrat” olarak tanımlayan Özbaflı’nın kitabında belgesel bir dille seslendiriliyor… UBP’nin kuruluşunda ve kökleşmesinde bile önemli roller üstlenen bu arkadaşlarının isimlerini teker teker sayıp; “Tüm bunlardan bahsederken amacım sadece bizim dönem arkadaşlarımızdaki siyasal başkalaşıma işaret etmektir. Fikir değişikliği nedeniyle birilerini kötüleme hedefimiz kesinlikle yok” diyor. (KIBRIS gazetesi / 8 Ağustos 2026)