Hüseyin Özbek ( 1952)
Hüseyin Özbek yazdı: FLAMAN’IN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU



Oyunun ilk perdesinde olağanüstü bir başarı hikayesi anlatılır. Anadolu kökenli göçmen ailenin üçüncü kuşağının zaferi, Binbir Gece Masalları ambalajıyla sunulur. Gurbetçi çocuğunun, Anka misali politikanın Kafdağını aşıp parlamentoya girmesinin övüncünden hepimize okkalı birer hisse düşer. Söze politika ile başlamış olsak da spor, sanat,bilim alanlarındaki bireysel başarı öykülerinin övünç ve sevincinin topyekun hissedarı oluveririz.



Bu tür başarı hikayeleri, gurbetçiler için ikinci sınıf insan muamelesinin, aşağılanan ulus ve inanç aidiyetinin yol açtığı incinmişliğin kolektif terapisi yerine geçer. İşi somutlaştırıp sözü Zuhal Demir’in hikayesine getirelim. Yusuf Özkan’ın 24 Şubat 2017 tarihli Lahey/Hollanda çıkışla haberinden okuyalım: “Tuncelili Zuhal Demir, Belçika’da Devlet Bakanı Oldu“ manşetli haber; “ Belçika Federal Hükümeti’nde yoksullukla mücadele,fırsat eşitliği, engelliler ve bilimsel politikalardan sorumlu devlet bakanlığına Tuncelili Zühal Demir atandı.” Alt başlığı ile devam ediyor.

Yeni Flaman İttifakı (N-VA) lideri Bart De Wever’in bu atamaya ilişkin açıklamasında, Demir’in bu şansı çok iyi değerlendireceğini söylemesi, fırsat eşitliği konusunu topluma en iyi anlatacak ismin Zühal Demir olduğunu vurgulaması, atayan makam açısından başka ölçütlerin ve beklentilerin olduğunun ipuçlarını verse de biz şimdilik pişmiş masala su katmayalım. Fakat Het Belang van Limburg gazetesinin; “Babasının ülkesi, Demir’i anlamıyor” başlığı ile verdiği haberin izini sürelim. Evvela Demir’in ülkesinin Belçika, babasının ülkesinin Türkiye olduğunu anladıktan sonra, Belçika Meclis Başkanı Siegfried Bracke’nin, 2016 Aralık ayında Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi’ne, Demir’e yönelik asılsız suçlamalardan duyduğu rahatsızlığın ne olduğunu anlamaya çalışalım.
İki tarafın çıkarlarının uyuşması, muhatapların ortak paydada buluşması hali için; “kazan kazan” deyimi kullanılır. Belçika ve Zühal Demir işin kazananları ise Türkiye açısından ortada kazanılan bir şey olup olmadığını anlamak için kafayı daha fazla yormayıp, Belçika’nın Flamanca yayınlanan De Standaart gazetesine ufak bir göz atalım: “Türkiye kökenli Belçikalı Bakan öğrencilere Türkçe dersi verilmesine tepki gösterdi!” Bu kadarıyla anlaşılmıyor dediğinizi duyar gibiyim. Biz okumayı sürdürelim: “ Belçika’da Flaman milliyetçisi N-VA partisinden Eşit Haklar ve Yoksullukla Mücadeleden sorumlu devlet bakanı Zühal Demir,Gent şehrinde Türk asıllı öğrencilere okul sonrası Türkçe dersi verilmesine tepki gösterdi.”
Haberin devamından Belçikalı Bakanın, Gent Belediyesinin, Türk öğrencilere okul sonrası Türkçe dersleri için sınıf tahsis etmesini kabul edilemez bulduğunu; “ Nasıl bu kadar saf ve duyarsız olabilirsiniz? Bu yaptığınız entegrasyon karşıtı politikaları desteklemekten başka bir şey değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türklerin Flaman toplumuna entegre olmasından çok korkuyor, o yüzden bu Türkçe derslerini sağlıyor” dediğini öğreniyoruz.

Bu kadarı yeter deyip masaldan gerçeğe dönmenin zamanıdır. Geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada “Türk pasaportunu geri vereceğini” ifade eden Belçikalı bakanda, babasının ülkesi ve insanlarının sevincinin, gönül desteğinin, basit bir iadei teşekkür duygusuna bile yol açmadığı anlaşılıyor. Babasının ülkesinin gurbette doğan kuşağının, ulusal aidiyetinin ve kültürel kodlarının devamını sağlayacak en küçük girişimin bile Belçika bakanı (!) rahatsız etmesi üzerinde düşünülmelidir.
Zühal Demir’in, hepimize yutturulmaya çalışılan masalından gerçeğe döndüğümüzde, zaferin Belçika hanesine hezimetin Türkiye hanesine yazıldığını görürüz. Avrupa ülkeleri açısından entegrasyon, kendi uygarlık ve kültürel değerlerinin korunması ve sürdürülmesine yönelik devlet politikasıdır. Asya ve Afrika’dan, özellikle İslam coğrafyasından gelenlerin, entegrasyon tornasından geçirilerek, sorun olmaktan çıkarılıp, sindirilebilir hale getirilmeleridir.

Zühal Demir gibilerin başarı masalları, entegrasyon çarkında öğütülmek, ulusal ve inanç aidiyetleri buharlaştırılmak, geldikleri yeri kendilerinin değil; “babalarının ülkeleri” olarak algılatılmak istenen yitik kuşaklar yetiştirmenin sis bombaları olarak düzülmektedir. Masalların sonunda gökten düşen üç elma hakça pay edilir. Flaman Masallarında hakça payı boşuna beklersiniz.

Entegrasyon’un zokası görevi verilmiş Flaman koyunlarından gayrısına buralarda ne elma verilir, ne de altlarına bakanlık koltuğu çekilir !

10 Haziran 2018




Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı


hukukçu, avukat



Kastamonu doğumlu.Çorum Öğretmen Okulu sonrası Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde öğrenim gördü. Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 2002-2004 arası İstanbul Barosu Baro Meclisi ve İnsan Hakları Merkezi yürütme kurullarında bulundu. 2004-2006, 2006-2008, 2008-2010, 2010-2012, 2012-2014 dönemleri İstanbul Barosu Yönetim Kurulunda Genel Sekreterlik görevini yürüttü. Roman, öykü çalışmalarını sürdürmektedir. Deneme ve eleştiri türünde yayınlanmış kitapları vardır. ÇEKÜL -Çevre ve Kültürel Değerleri Koruma Vakfı- Yüksek Danışma Kurulu Üyesi, TÜRKEV -Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği üyesi, 68’liler Birliği Vakfı Danışma Kurulu üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır. Serbest avukat olarak çalışmaktadır.




GÖRÜŞ

ÜÇÜNCÜ TAŞNAK TAARRUZU
Av.Hüseyin Özbek

Osmanlı' dan günümüze ayrılıkçı Ermeni stratejisinin üç aşamasını özetleyelim.

BİRİNCİ DEVRE

1) Batı emperyalizmi, açtığı misyoner okulları vasıtasıyla Osmanlı Ermenileri arasında ayrılıkçı düşüncelerin gelişmesini sağladı.

2) Aslen Gregoryen olan Osmanlı uyruğu Ermeniler, Fransız Misyoner okullarında Katolik, Amerikan Misyoner okullarında Protestan olarak yetiştirildi.

3) Batı ve Çarlık Rusya’sının kışkırtma kampanyaları meyvesini vermekte gecikmedi.
Ayrılıkçı temelde ve silahlı mücadeleyi esas alan TAŞNAK ve HINÇAK örgütleri ortaya çıktı.

4) Osmanlı Başkenti Istanbul ve taşrada TAŞNAK Terör kampanyası çok etkili oldu. Özellikle Doğu Anadolu'da Türk, Kürt ayırmadan bölgeyi Müslüman ahaliden arındırmaya ve Bağımsız Ermenistan kurmaya yönelik etnik temizlik kampanyası acımasızca sürdürüldü.

5) Birinci Dünya Savaşı başlayınca Rus cephesindeki Türk Ordusunun ikmal yolları Ermeni çeteleri tarafından kesildi. Acil ihtiyacı olan erzak ve cephane sevkiyatı engellenen ordu, Ruslar karşısında çok zor durumda kaldı.

6) Van' da kanlı bir ayaklanma düzenleyen Ermeni çeteleri, şehrin Türk nüfusunu neredeyse tamamen imha etti ve Rus ordusu rahatça şehre girdi.

7) Osmanlı İmparatorluğu Hükümeti, olayların önlenemez boyutlara ulaşması üzerine 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni İhtilalci Komite Merkezlerinin kapatılması kararı aldı.

8) Mayıs 1915 ‘te alınan TEHCİR kararı ile terör unsurları ve destekçilerinin zorunlu göç kararının uygulanmasıyla savaş bölgesinden uzak yerlere sevk ve iskanı gerçekleştirildi.

9) Savaş koşullarında yetersiz kollukla gerçekleşen Tehcir esnasında başı bozuk çapulcu gurupların ve bazı aşiret mensuplarının yağma amaçlı saldırılarıyla trajediler yaşandığı da bir gerçektir. Fakat devletin bu konuda asla bir kastı, ya da onayı yoktur.

10) Özetlersek, üzerinde fırtınalar koparılan TEHCİR, devletin savaş halinde bulunduğu düşmanla işbirliği yapan bazı yurttaşlarını, ordu ve sivillerin güvenliğini sağlama amacıyla zorunlu göçe tabi tutmasıdır.

11) 1915’ten 1921’e kadar devam eden TAŞNAK terör kampanyasında, Sait Halim Paşa ve Talat Paşa olmak üzere sabık iki Osmanlı Sadrazamı ( başbakan ) yüz binlerce sivil ve çok sayıda kamu görevlisi katledilmiştir.


11) Lozan Konferansında, İngilizlerin desteğiyle son kozlarını oynayan TAŞNAK yanlılarının Anadolu toprakları üzerinde tasarladığı Ermeni Yurdu talebi, Türk heyetinin şiddetli ve kararlı tepkisi üzerine gündeme bile alınamadı.
Böylece ilk devre kapanmış oldu.




GÖRÜŞ

Av.Hüseyin Özbek yazdı: TÜRK KOVULUNCA GERİDE TÜRKİYE KALIR MI?


Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme karşı verilen Milli Kurtuluş Savaşıyla (1919-1922) kurulan Türk devletinin adıdır. Emperyalizmin donatıp Küçük Asya Macerasına sürüklediği Yunan Ordusunun hezimetinin ardından toplanan Lozan Konferansı’nda Atatürk’ün tabiriyle asırlık hesaplar görüldü. Çetin müzakerelerden sonra bağımsızlığımızın uluslar arası hukuk tescili olan Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı.

Başta Mustafa Kemal olmak üzere Milli Kurtuluşun önderleri, kurulacak rejimin ve devletin, gelecekte yeniden çöküş dönemi Osmanlısının durumuna düşmemesi için titiz davrandılar. Milli ekonomi ve sermayeye, milli orduya, milli bürokrasiye, milli eğitime, çağdaş ölçütlerde milli hukuka sahip bir devlet tasarımı bu düşüncenin ürünüdür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet, üniter yapı temelindeki siyasal mimarisinin zaafa uğramaması, kuruluş felsefesinden sapmamasının teminatı, yeni kuşaklara verilecek olan çağdaş, bilimsel, gelişmelere açık bir milli eğitim politikasıyla mümkün olabilirdi. Bunun için eğitim öğretimden sorumlu bakanlığın adı Milli Eğitim Bakanlığı olmuştur!

Yukarıda anlatılanlar yakın geçmişin, yaşananlar ise bu günün gerçekliğidir. Osmanlı İmparatorluğunun tasfiye projesinin adı Şark Meselesi ( Doğu Sorunu ) idi. Günümüz emperyalizminin ülkemizi de kapsayan bölgesel tasarımı ise Büyük Ortadoğu Projesi olarak adlandırılmaktadır. Irak’ta, Libya’da yaşananlar, Suriye’de ise yaşanmakta olanlar bu kanlı projenin sahaya uygulanmasından başka bir şey değildir.

BOP’un önündeki en büyük bölgesel engel ulus devlet, üniter yapı kurgulu Türkiye Cumhuriyeti olarak görülmektedir. Emperyalizm açısından Irak, Libya ve Suriye’den daha dişli, daha çetin bir hasım olarak görüldüğü için Türkiye’ye yönelik tasfiye projesi diğerlerinden farklı özellikler arz etmektedir.
Türkiye’nin tasfiyesindeki yöntem farklılığının en temel karakteristiği, devletin temel dinamiklerini çökertecek, bağışıklık sistemini tümüyle devre dışı bırakacak bir algı mühendisliğinin, çok etkili bir psikolojik harekatın aynı merkezden yürütülmekte oluşudur. Ergenekon, Balyoz, Amirallere Suikast, Askeri Casusluk vs. davalarının temelinde, ulus devletin, üniter yapının teminatı, kirişleri, kolonları olan milli kurumların hukuk ve yargı üzerinden tasfiyesi düşüncesi vardır.

Türkiye’nin varlığının, bekasının teminatı olan kurumların itibarsızlaştırılması, çökertilmesi, arkalarındaki kamuoyu güveninin yok edilmesi için Türkiye özelinde paralel yargı ve hukuk silahı devreye sokulmuştur. Örselenen, özgüveni ve kamuoyundaki olumlu algısı zedelenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, kışlasında bozguna uğratılması ve karargahta teslim alınması projesinin belli oranda başarılı olduğu kabul edilmelidir.

Yine Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kodları ile uyumlu, meslek mensuplarının tümünü kapsayıcı ve kucaklayıcı, meslek disiplininin temini anlamında demokratik merkeziyetçi yapıda üyelik zorunluluğuna sahip meslek örgütlerinin dağıtılmak istenmesi aynı stratejinin uygulanmasıyla ilgilidir.

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyinin, Afrin harekatına ilişkin basın açıklaması, birileri için altın vuruş fırsatı yaratmış görünmektedir. Türkiye Barolar Birliği’nden Türkiye ibaresinin, Türk Tabipler Birliği üzerinden Türk adının çıkarılması, Türkiye’nin hukuk meşruiyetine dayalı olarak yürüttüğü Afrin Harekatının yükselttiği milli tansiyon düşmeden gerçekleştirilmek istenmesine dikkat edilmelidir.

Kuruluşu ve işleyişi kanunla düzenlenmiş olan meslek örgütlerinin, kuruluş ve düzenleniş yasalarına ve mevzuatını uygun olarak kullandıkları Türk ve Türkiye ibaresinin kaldırılması düşüncesi, bu meslek örgütlerinin yönetim yapısından öte, kurumsallıklarının hedef alındığını göstermektedir.
Meslek örgütlerine üye zorunluluğunun kaldırılmasının kaçınılmaz sonucu, her türlü cemaat, tarikat, alt kimlikler ve etnisite temelli gettolaşmanın önünü açacak olmasıdır. Türkiye’nin kuruluş felsefesine aykırı olarak kurgulanan bu girişim, etnik ve mezhepsel ayrışma, postmodern feodal döneme ve post modern Ortaçağ’a dönüş anlamına gelmektedir.
Meslek örgütleri siyasal, etnik, dinsel, mezhepsel, bölgesel olarak paramparça edilmiş bir Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü nasıl sağlanabilecektir? Yoksa gerçek amaç Türkiye’yi yeniden Fetret Devrine döndürmek ve nihayetinde parçalamak mıdır?
Yoksa, kurumlardan, kuruluşlardan, antlardan, marşlardan, kitaplardan, kütüphanelerden Türk ve Türklüğün tasfiyesinin ardından ölümcül son darbenin Türkiye’ye indirilmesi mi düşünülmektedir !








www.biyografi.net (Binlerce Biyografi)