Mehmet Nuri Yardım ( 23.4.1960)
Mehmet Nuri Yardım, BİR NESLİN ÖNCÜLERİ kitabını yorumladı



Mahmut Çetin yeni kitabı Bir Neslin Öncüleri’nde “İlk İmam Hatip Kuşağından Portreler”i anlatıyor. Eserde, 29 öncü şahsiyetin hayatları, hizmetleri, eserleri ve fikirleri dile getiriliyor.



Mahmut Çetin değerli bir araştırmacı yazar. Boğaz’daki Aşiret, İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü, Aydın Yabancılaşması, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, X İlişkiler, Dersaadet Sözlüğü, Biyografi Kitabı ve daha bir çok eserin yazarı. İstanbul’da uzun süre bulunduktan sonra memleketi Ankara’ya dönen Çetin, seçkin eserler üretmeye devam ediyor. Bunlardan benim yeni görebildiğim Bir Neslin Öncüleri, sahasında yapılmış belki de ilk çalışmalardan biri. Mahmut Çetin Biyografi.Net Yayınları arasında çıkan bu eserinde “İlk İmam Hatip Kuşağından Portreler”ini bir araya getirmiş. Büyük boy 700 sayfalık eserde, milletimizin bağrından çıkmış olan İslamî kurumları enine boyuna işliyor. Bir Neslin Öncüleri’nde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk öncü ve aksiyoner isimlerinin önemli kısmı bir araya getirilmiş. Bu dinî kurum çatısı altında değişik zamanlarda düzenlenen Avrasya İslam Şuraları, kültür ve sosyal hizmet amacıyla tesis edilen Türkiye Diyanet Vakfı, muhteşem bir külliyat olan İslam Ansiklopedisi, İstanbul’un şu anda en zengin kütüphanelerinden birini bünyesinde barındıran İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ve 37 yıldır devam eden kitap fuarları konuşuluyor. Ayrıca İslam Şuraları, Hac Organizasyonları, Camiler ve Din Görevilleri Haftası, yapılan yayıncılık, öğrenci yurtları, 29 Mayıs Üniversitesi de ele alınıyor.

“HEP YAPICI, UYARICI VE İNŞA EDİCİ OLDULAR”

Mahmut Çetin önsözde “Bir Neslin Öncüleri”ni hazırlarken Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutacak bir çok yeni bilgiye eriştiğini, kendileriyle görüştüğü öncü kişilerin bilgilerini cömertçe paylaştıklarını ve hatıralarını naklettiklerini anlatıyor. ‘Sözlü tarih’ çalışması yapmak kolay değil. Ama Mahmut Çetin, “Diyanet, İmam Hatip Okulları, Yüksek İslam Enstitüsü, İlahiyat Fakülteleri” odaklı çalışmaların içinde olan hocalarla görüşürken onların henüz neşredilmemiş hatıralarını da bize aktarıyor. Bir Neslin Öncüleri’ni anlatan Çetin, onların yaşadıkları ızdırapları, görev yaptıkları sırada içinde bulundukları zor şartları açık ve net bir şekilde tespit ediyor ve bunları okuyucuyla paylaşıyor. Bu neslin, bürokraside karşılaştığı sıkıntıları anlatırken bir bölümünü tanıttığı “Bir Neslin Öncüleri”ne çok şey borçlu olduğumuzu söylüyor ve şöyle diyor: “Onlar görevleri sırasında geçmiş hataların öfkesini taşımamıştır. Ülkenin huzuru için, birlik ve beraberliği için çalışmışlardır. Enerjilerini hep ülkenin iyiliği için harcarlar. Onlar Tevhid’in aydınlığıyla hep yapıcı, uyarıcı ve inşa edici olmuşlardır. Bir Neslin Öncüleri, bu milletin kadim kültür ve medeniyet genlerini tahrip edenlerin oyununa gelmemiştir.”

BU ÖNCÜLERİ TANIMAK GEREK

Mahmut Çetin’in Bir Neslin Öncüleri kitabında hayatları, fikirleri, eserleri, mücadeleleri, hizmetleri ve ideallerinin anlatıldığı toplam 29 şahsiyet var. Kitapta yer alan sıraya göre isimleri şöyle: Tayyar Altıkulaç, Hüseyin Albayrak, Hüseyin Aydın, Halis Ayhan, Niyazi Baloğlu, Ahmet Baltacı, Ali Şakir Ergin, Halit Güler, Kemal Güran, Ahmet Gürtaş, Yasin Hatiboğlu, Halil Hayıt, Avni İlhan, Hayreddin Karaman, Mehmet Kervancı, Hamdi Mert, Şevki Özkan, Şükrü Öztürk, Selahattin Parladır, Mehmet Ali Sarı, Rıza Selimbaşloğlu, Mehmet Solmaz, Bekir Topaloğlu, Sami Uslu, Ahmet Uzunoğlu, Mustafa Uzunpostalcı, Yakup Üstün, Mustafa Saim Yeprem ve İrfan Yücel. Kaynaklar ve dizin ile sona eren kitap, orijinal fotoğraflarla destekleniyor.

Bir kısmı ebedî âleme göçmüş olan bu öncü şahsiyetlerle yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin yakın tarihinde devlet-din ilişkileri, cemaat, tarikat ve diyanet arasındaki münasebetler, İmam Hatip Okulları etrafında yetişen öncü şahsiyetlerin gerçekleştirdikleri hizmetler, yaptıkları faaliyetler ilgi çekici bir üslup ile anlatılıyor. Yazarımız tarafsız bir şekilde, devletin muhtelif kurumlarında önemli görevler üstlenmiş olan bu şahsiyetleri anlatırken hadiseleri olduğu gibi aktarıyor, yeri geldiğinde kendi yorumunu da katıyor.

OKU MECMUASI ETRAFINDA BULUŞANLAR

Mahmut Çetin, öncülerin içinde bulundukları faaliyetleri anlatırken yayımladıkları mecmuaları, kurdukları yayınevlerini, yazdıkları gazeteleri de özlü biçimde sunuyor. Meselâ Halit Güler ile yaptığı görüşme bizi Konya’da başlayan ilk heyecanlı hareketlere, Türkiye İmam Hatip Okulları Derneği’ne ve bir avuç gönüllünün (Ki aralarında Halit Güler, Hayrettin Karaman, Mustafa Uzupostalcı, Mustafa Ateş, Ahmet Baltacı ve Mehmet Doğru da var) kurdukları ve büyük bir sebat ile 19 yıl boyunca neşriyatını sürdürdükleri İslam’ın İlk Emri Oku mecmuası da bulunuyor. Bir taraftan dinî hizmetlerini, üstlendikleri ağır görevleri yerine getirirken öte yandan kültürel hizmetleriyle dikkat çeken bir nesildir bu. Meselâ Halit Güler, Mehmet Doğru ve Mustafa Pektut’un kurdukları İrfan Yayınları’ndan bahsediliyor. Bilhassa 1970’li yıllarda bir anda parlayan İslamî yayıncılık üzerinde etraflıca durulur. Beyazıt’taki Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı, Sahaflar Çarşısı, Küllük, Marmara Kıraathanesi ile kurulan cemiyet, dernek ve vakıfların irfan dünyamıza katkıları etraflıca dile geliyor. Aynı dönem içinde İmam Hatip Okulları büyük bir gelişme gösterirken, halkımızın Kur’an Kurslarına da ilgisi gözle görülür biçimdedir.

MİLLET, 1960 DARBESİNİ HİÇ UNUTMADI

Türkiye’de 1960’da gerçekleştirilen ilk kanlı darbenin halkın üzerindeki etkisi sarsıcı olmuştur. Milletin sevgili Başvekili Adnan Menderes ve iki çalışma arkadaşı Polatkan ve Zorlu şehit edilmiştir. Menderes’e, Ezan-ı Muhammedî’yi aslına çevirmenin bedeli ödetilmiştir. Halkın tepkisi hemen olmaz ama bu haksızlıklara karşı ilim, irfan hayatı canlandırılarak cevap verilmiştir. İnsanımız öfkesini içinde saklar ve bütün darbecilere olan tavrını bugüne kadar yüreğinde taşır. 15 Temmuz 2016’da son kirli ve alçak FETÖ darbe teşebbüsüne karşı 81 milyon insanımızın ayağa kalkması ve Batı tezgâhlı müdahaleye Osmanlı tokadı atması, işte bu birikimin sonucu ve hıncın ifadesiydi. 60’tan sonra bazı kişiler siyaset yoluyla millete hizmet etmeyi düşünürken büyük bir kesim ise yayıncılık yoluyla, ilim hayatımızı, irfan ve medeniyetimizi yeniden ihya etmeyi gaye edindiler. Bu mefkureci şahsiyetlere göre yapılması gereken en önemli iş, vatanına, milletine, dinine bağlı şuurlu nesiller yetiştirmektir. Bu yolda ciddi faaliyetler başlar. Sivil toplum kuruluşları peşpeşe kurulur. Halkı, bilhassa gençliği eğitmek, ideal sahibi bu neslin temel şiarı ve biricik hedefidir.

1970’TEN SONRA PATLAMA YAŞANIR

İnsanımız dinini tam bilmemektedir. Bunun sıkıntısı çekilmektedir. Dolayısıyla 1970 yılından sonra yayıncılıkta âdeta bir patlama yaşanır. Ardarda açılan İslamî yayınevlerinin neşrettiği kitaplar, dört bir koldan Anadolu’ya ulaşır. Halkımız, çölde susuz kalmış yolcular gibi bu İslamî eserleri alır, okur ve düşünmeye başlar; kaybettiği değerlerin peşine düşer. Dönemin mektep dergileri olan ve nesiller yetiştiren Büyük Doğu, Serdengeçti, Hareket ve Oku mecmuaları büyük okuyucu kitlelerine ulaşır. İmanlı ve aksiyoner bir gençlik yetişmektedir. MTTB’de başta Necip Fazıl olmak üzere mütefekkir ve yazarların verdikleri konferanslar, onbinlerce kişi tarafından takip edilmektedir. Hatipler İstanbul’un dışında Anadolu’yu karış karış gezerler. Dinî cemaatler ve tasavvuf kolları, milletimizi irşat etmek için büyük bir gayretin içine girmişlerdir. Daha önce kapatılan camiler açılmakta, mabetler dolup taşmaktadır. “Mabetsiz semtler” azalmakta, Ramazan aylarında, bayram günlerinde ve mübarek gecelerde bütün camiler hınca hınç dolmaktadır. İşte bütün bu güzelliklerin yaşanmasında Bir Neslin Öncüleri’nin de rolü büyüktür. Bu öncüler, İlahiyat fakültelerinde hoca olmuş, Diyanet’te müftülüklere getirilmiş, yönetici yapılmışlardır. Dolayısıyla üstlerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmişlerdir. İki darbe arası olan 1960-1980 dönemi, en sancılı devredir ama gerçek arayışların da görüldüğü ve huzur ortamına doğru gidildiği bir devirdir aynı zamanda. 1980 sonrasında dindarlar üzerinde başlayan baskı, sivil, dindar ve demokrat Turgut Özal sayesinde hafifler.
Bugün Türkiye’de İslamî hayat tam manasıyla yaşanabiliyorsa, daha önce yıkılmış camiler yeniden ihya edilebiliyorsa, tesettürlü genç kızlarımız huzur içinde okuyabiliyorsa, dindar insanlarımız kültürde, sanatta, edebiyatta, müzikte, yayıncılıkta, medyada, sinema ve tiyatroda etkili olabiliyorsa bütün bu güzel gelişmelerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve kadrosunun son 16 yıldaki başarılı ve istikrarlı hizmetleri kadar adı geçen ve geçmeyen ‘öncü’lerin cansiperane duruşlarınının da payı vardır. Bugün bu âbide şahsiyetler, bu hizmet erbabı âlimler ve din adamlarımız, müspet gelişmeleri gördükçe şükretmekte ve “Elhamdülillah, emeklerimiz boşa gitmedi. Türkiye’yi başarıyla idare eden, İslam ve Türk dünyasına sahip çıkan, yeryüzündeki mazlumları koruyan idarecilerimiz var.” demektedirler. Bir nesli yoğuran büyüklerimizin vefat edenlerine Allah’tan rahmet, yaşayanlarına sağlıklı ve bereketli ömürler diliyorum. Bir Neslin Öncüleri eseriyle vefa duygusunu hepimize yaşatan ve bu öncü nesle manen borçlu olduğumuzu hatırlatan aziz dostum Mahmut Çetin’e teşekkür ediyorum. Eline, yüreğine, kalemine, gönlüne sağlık, ömrüne bereket...

(Milat Gazetesi, 27 Ocak 2019)




gazeteci, yazar, edebiyat araştırmacısı



23 Nisan 1960 tarihinde Siirt merkezde, yedi çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak doğdu. Babasının adı Nasri, annesinin ise Sabriye’dir. İlk ve orta öğrenimini doğduğu yerde tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu. İlkokul yıllarında edebiyata duyduğu ilgi zamanla arttı. 13 yaşında, henüz ortaokul üçüncü sınıfta iken ilk şiiri Yeni Asya gazetesinde yayımlandı. 1976’da Elif edebiyat bülteninin hikâye yarışmasında dereceye girdi. 1980’de Köprü dergisinin Menkıbe Yarışması’nda “Hasiye Nine” isimli yazısıyla birincilik ödülünü kazandı.
1979 yılında başladığı gazetecilik mesleğini Yeni Asya, Doğuş, Tercüman, Türkiye, Hürriyet, Zaman, Bizim Gazete, Haber Fatih, Orta Doğu ve Yeniçağ gazetelerinde devam ettirdi. Bu gazetelerde musahhih, editör, servis yönetmeni, röportaj ve köşeyazarı olarak çalıştı. Türkiye Çocuk dergisinin haber müdürü oldu (1994). 2001 yılında basından emekli olduktan sonra Kubbealtı Akademisi Kültür Sanat Vakfı bünyesinde çıkan Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın yazıişleri müdürü göreve başladı. Halen bu göreve devam ediyor.

10 Ağustos 2006 tarihinde bir grup arkadaşıyla birlikte kültür sanat sitesi www.sanatalemi.net i kurdu. Site her gün güncellenen ve Türkiye’nin en çok ziyaret edilen sitesi oldu. Sanatalemi.net’in iki yıl yayın yönetmenliğini yürüttükten sonra yazar olarak devam etti. Sanatalemi.net Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2007 yılında “elektronik yayıncılık” dalında Türkiye’nin “en başarılı sitesi” seçildi.

İLESAM (İlim Edebiyat Eserleri Meslek Birliği), TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti), İstanbul Edebiyat Derneği (İSEDER) üyesi. İlk iki kuruluşun İstanbul şubeleri yönetiminde bulundu. 6 Mart 2008 tarihinde bazı yazar, şair ve sanatçı dostlarıyla birlikte kurduğu Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’in Genel Başkanlığı’na seçildi. Halen bu görevine devam ediyor.

Bazı ödüllere sahip olan yazar, Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba’nın mezarlarının kayıp oluşuyla ilgili haberi (Mezarı Kayıp Şairler) münasebetiyle “2000 Yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kültür Sanat Başarı Ödülü”ne lâyık görüldü. “Kayıp İstasyon” isimli kitabı dolayısıyla da Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2005 yılında “biyografi” dalında “yılın yazarı” seçildi. Fatih Kerem (1990) ve Ömer Faruk (1995) isimli iki oğlu bulunuyor. Yazı, araştırma, inceleme ve röportajları Kubbealtı Akademi Mecmuası, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Hece, Defne, Tarih ve Düşünce, Bizim Külliye, Biyografi Analiz, Dünya Kitap, Varlık ve Kitaphaber dergilerine yayımlandı. Kahraman Yayınları’nın 44 kitaptan oluşan İslâm Klasikleri’nin, Boğaziçi Yayınları’nın yayımladığı Şairler-Yazarlar dizisinin ve Hikmet Neşriyat’ın 30 kitaptan meydana gelen Türk Klasikleri serisinin editörlüğünü yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından neşredilen ‘Fethin 550. Yılında İstanbul Şiirleri-Yazıları’ isimli eserin editörlerinden oldu. www.mehmetnuriyardim.com adıyla şahsi bulunan yazarın elektronik posta adresi şöyle: [email protected]

YAYIMLANMIŞ ESERLERİ:
Altın Işık (Ziya Gökalp, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul 2006)
Aşina Çehreler (Nesil Yayınları, İstanbul 2007)
Bize Göre (Ahmet Haşim, Yayıma Hazırlık, Damla Yay., İstanbul 2006)
Cahit Öney Hayatı, Eserleri, Hatıraları (Akış Yayınları, İstanbul 2007)
Çağlayanlar (Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Yayıma Hazırlık, Damla Yay., İstanbul 2006)
Çanakkale Arslanları (Fahri Celal Göktulga, yayıma hazırlık, Yarımada Yay., İst. 2007)
Dersimiz Edebiyat (İlk adı Kelâm ve Kalem, Nesil Yayınları, 2.bs., İstanbul 2006)
Doğu Klâsikleri (Erdem Yayınları. 10 kitap, İstanbul 1998)
Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları (Nesil Yayınları, 6. bs., İstanbul 2006)
Edebiyatımızın Güleryüzü (Selis Yayınları, Genişletilmiş 4. baskı, İstanbul 2006)
Halk Türkülerinden Seçmeler (Bordo Siyah Yayınları, İstanbul 2006)
Karagöz ve Hacivat (Cem Atlı adıyla, Erdem Yay., İstanbul 1985)
Kayıp İstasyon (Selis Yayınları, 2. baskı, İstanbul 2008)
Mehmet Âkif Ersoy Hayatı ve Eserlerinden Seçmeler (Damla Yayınları, İstanbul 2008)
Mevlid-i Şerif (Kahraman Yayınları, ortak yayın, İstanbul 1997)
Mustafa Necati Karaer’e Armağan (ortak, İstanbul Yay. 1997)
Ömer’in Çocukluğu (Muallim.Naci, Yayıma hazırlık, Bordo Siyah Yay. İst.2006)
Ömer Seyfettin (Hikmet Neşr., 3. bs., İstanbul 2005)
Refik Halit Karay (Hikmet Neşriyat, 3. baskı. İstanbul 2005)
Romancılar Konuşuyor (Nesil Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2008)
Safahat (Mehmet Akif Ersoy, Yayıma hazırlık, Kahraman Yay. İstanbul 1996)
Safiye Erol Kitabı (Benseno Yayınları, İstanbul 2003)
Sait Faik Abasıyanık (2. bs., Hikmet Neş., İstanbul 2005)
Seçme İlahiler (Kahraman Yayınları, Ortak yayın, 2. baskı, İstanbul 2005)
Tarihimizin Güleryüzü (Nesil Yayınları, İstanbul 2007)
Türk Mânileriden Seçmeler (Damla Yayınları, İstanbul 2006)
Türk Ninnilerinden Seçmeler (Damla Yayınları, İstanbul 2006)
Türk Şiirinden Portreler (2. bsk., Nesil Yay., İstanbul 2006)
Unutulmayan Edebiyatçılarımız (Nesil Yay., 2. baskı, İstanbul 2004)
Yahya Kemal Beyatlı Beyatlı (Cem Atlı adıyla, Erdem Yay. İstanbul 1986)
Yalnız Efe (Ömer Seyfettin, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul 2006)
Yazar Olacak Çocuklar (Selis Yayınları, 2. baskı, İstanbul 2007)
Yûnus Emre Divanı (Yayıma hazırlık, Kahraman Yay. İstanbul 1997)
Yûnus Emre Seçme Şiirler (Bordo Siyah, İstanbul 2006)
Ziya Nur Aksu Kitabı (Marifet Yayınları, ortak, İstanbul 2004)
Ziya Osman Saba (Hikmet Neşriyatı, 2. baskı, İstanbul 2005)
Ziya Osman Saba Sevgisi (Nesil Yayınları, İstanbul 2004)




HABER

Mehmet Nuri Yardım’ın 'Bâbıâli’de Hayat' kitabı yayınlandı
5 Haziran 2014

Bir zamanlar siyaset dünyamızın merkezi olan, basın, yayın ve düşünce hayatımızın Türkiye’deki odağı Bâbıâli, bir kitapta yer aldı. Edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım Bâbıâli’de Hayat isimli yeni kitabında 26 ünlü gazeteci yazarla yaptığı konuşmaları bir araya getirdi. Eser, nesiller boyu süren ve bugünlerde daha az hatırlanan bir Bâbıâliye açılıyor. Kitapta yer alan sohbet tadındaki söyleşiler, birçok duayenin son seferlerini kaçırmamak ve gerçek Bâbıâli ile tanışmak isteyen herkesi, bugünkü medyanın temellerini atan mücadeleye, çilelere benzersiz tecrübelere ve artık unutulmaya yüz tutan kültür hazinesinin merkezine taşıyor. 30 yıla yakın bir süre içinde yapılan bu konuşmalar, bir bakıma ‘Türkiye’nin kalbinin attığı’ Bâbıâli’yi daha iyi tanımamızı sağlıyor. Yazar Mehmet Nuri Yardım, kitabın önsözünde şöyle diyor:
“Bâbıâli bir semt olmanın ötesinde muhit, yaşayış biçimi hatta bütünüyle bir hayattır. Bâbıâli Türkiye’mizin kafası, ruhu ve kalbidir. Sadece bir semt adı değil, düşüncelerin meşheri, ideolojilerin pazarıdır. Osmanlı’da yönetimin merkezidir. Bâbıâli Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet devrinde de önemini muhafaza etmiştir. Attilâ İlhan, “Türkiye’nin kalbi İstanbul’da, İstanbul’un kalbi Bâbıâli’de atar.” diyordu. Doğrudur. Gazete binaları taşınsa da, yine gazetecilerin buluşma yeri, muhabbet mekânıdır. Kimi Gazeteciler Cemiyeti’ne damlar, kimi Yazarlar Birliği’nde buluşur, kimi Türkocağı’na takılır, kimi ESKADER’in Bâbıâli Sohbetleri’nin tiryakisi olur. Buluşmalar, sohbetler, geçmiş zaman hâtıraları fâsılasız bir şekilde devam edip gider.

Bâbıâli yollarında Namık Kemal’in heyecanını duyar, Ahmet Midhat Efendi’nin heybetli bedenine eşlik eden bastonunun tıkırtılarını işitir, Abdullah Cevdet’in İçtihat’ındaki tartışmalara kulak kesilirsiniz. Süleyman Nazif’in nükteleri eşliğinde atılan kahkahalar etrafta çınlar. Devir geçer ve Reşat Nuri, Çalıkuşu romanı koltuğunun altında gazete idarehanelerini arşınlamaktadır. Peyami Safa ve Kemal Tahir polisiye romanlarının tefrikalarını yetiştirmektedir. Bâbıâli şenliktir, güzellemedir, hâfızadır. Eski gazetelerin mekânları korunmalı, ünlü gazetecilerin isimleri duvarlara çakılmalıdır. Kültür canlıdır ve geleceğe taşınmalıdır. Bu semtte yıllardır hizmet veren kültür sanat mahfillerinin yöneticileriyle görüşülmeli, dünkü aydınlarımız, gelecek nesillerle tanıştırılmalıdır.”

A. Rahim Balcıoğlu, Ahmet Kabaklı, Ahmet Özdemir, Altan Deliorman, Aydil Erol, Beşir Ayvazoğlu, Celalettin Bilginer, Cumhur Kılıççıoğlu, Dursun Gürlek, Ergun Göze, Ferit Ragıp Tuncor, Gürbüz Azak, Hüseyin Movit, İsmet Bozdağ, Lütfü Oflaz, Nezih İzmiroğulları, Osman Akkuşak, Olcay Yazıcı, Recep Ekicigil, Ünal Sakman, Vecdi Bürün, Vehbi Vakkasoğlu, Vehip Sinan, Yağmur Atsız, Yalçın Toker, Ziyad Ebüzziya gibi değerli simalar, eski Bâbıâli ile bugünkü basın yayın dünyasını buluşturuyor. Çağrı Yayınları’ndan neşredilen eser son yarım yüzyılının basın, yayın, kültür dünyasından önemli kesitler sunuyor.





HABER

EDEBİYATIMIZDA HÜZÜN
Mehmet Nuri Yardım yazdı:
Çağrı Yayınları

Hüzün, insanî bir duygudur ve özümüze aittir. Hüznü en çok şairler yakıştırdı bize. Mısralarında, bu duyguyu ince ve zarif şekilde kaleme alıp yüreklere seslendiler. Doğu medeniyeti ve bizim iklimimizde hüznün ayrı bir yeri vardır. Şarkı ve türkülerimizde, mani ve hoyratlarımızda hüzün hâkimdir. Ayrılık, gurbet ve ölüm konuları işlenirken hüznümüz anlatılmıştır.

Mizah kitaplarıyla adını duyuran Mehmet Nuri Yardım, şimdi de Edebiyatımızda Hüzün ile farklı bir vadiye yöneliyor. Bu eseriyle hüzün coğrafyamızı önümüze seriyor. Kitap, Türk edebiyatının son 200 yıllık geçmişindeki hüzün manzarasını ortaya koyuyor. Erken ölen şair ve yazarlarla, çocuklarını ve yakınlarını kaybeden edebiyatçılarla, türlü hastalık ve çeşitli sıkıntılarla mücadele eden yazı erbabıyla bu kitapta buluşuyoruz. Yardım, benzeri az olan bu eserinde melankolik ruhlu, bunalımlı kişilerin yanı sıra, yaşadığı acılara direnç göstererek ayakta durabilen, ümidini ve coşkusunu hiçbir zaman kaybetmeyen güçlü kalem ustalarına da dikkat çekiyor. Bir edebiyatçının sorumluluk duygusu taşıması ve topluma öncülük etmesi gerektiğini vurguluyor.

Hüzünlendirdiği ölçüde düşündüren bir kitap Edebiyatımızda Hüzün. Hayatını erken kaybedenler, intihara teşebbüs edenler, ölümü seçenler, hastalıklarla boğuşanlar, evlatlarını, eşlerini erken yitirenler, bir çok kederi yaşayanlar... Üstat Sezai Karakoç’a ithaf edilen kitapta son iki yüzyılda büyük kahırlar çekerek ömrünü tamamlamış 154 Türk edebiyatçısının buruk, ibretli ve ilginç hayat hikâyesini okuyacaksınız.





HABER

Mehmet Nuri Yardım’dan mizah üçlemesi
15 Aralık 2014

Mehmet Nuri Yardım’ın kaleme aldığı ‘mizah üçlemesi’nin (Edebiyatımızın Güleryüzü, Tarihimizin Güleryüzü, Mizahın İzahı) ilk kitabı olan ve büyük ilgi gören Edebiyatımızın Güleryüzü’nün yedinci baskısı, Çağrı Yayınları tarafından yapıldı. Kitabın önsözünde şöyle deniliyor:
“Son zamanlarda çok gergin bir toplum olup çıktık. Gülmeyi, tebessüm etmeyi unuttuk âdeta. Ufak bir şeye bile hemen sinirleniyor, kızıyoruz. Çabucak geriliyoruz. Konuşmalarımız tartışmaya, tartışmalarımız kavgaya dönüşüyor. Hâlbuki hoşgörüyle yoğrulan bir medeniyetin çocuklarıyız. Nasrettin Hoca, Keloğlan, Karagöz, Meddah, Evliya Çelebi, nüktedan şair ve yazarlarımız, yüzyıllar boyunca insanımızın daha neşeli olması için zekâlarını seferber ettiler. Mizah sanatımız, üstat nüktedanlar aracılığıyla elden ele, dilden dile, gönülden gönüle akıp gitti. Zamanla duruldu, inceldi ve tefekkürümüzün aynası oldu.”

Edebiyatımızın nükteleriyle tanınan isimlerinden 11’inin kapakta yer aldığı kitapta, 234 şair, yazar, kültür ve sanat adamı arasında geçen 981 nükte bulunuyor. Önsözde nükte, nekre, latife ve fıkra kavramları arasındaki farklara değinen yazar, Türk mizahının tarihçesini ana hatlarıyla verirken, sonsuz ufuklara açılan geniş bir yola dalıyor. Nasrettin Hoca, Şeyhî, Letâif kitapları, Nef’î, Eşref, Abdülhak Hâmit, Ahmet Râsim, Hüseyin Rahmi, Süleyman Nazif, Mehmet Âkif, Neyzen Tevfik, Yahya Kemal, İbnülemin, Refik Halit, Yusuf Ziya, Necip Fazıl, İsmail Dümbüllü ve Osman Yüksel Serdengeçti. Kitaba Ahmet Yesevi ile başlanıyor ve Mustafa Kutlu ile nihayet veriliyor.

Kronolojik olarak hazırlanan metinde, nüktedânların isimleri doğum ve ölüm tarihleriyle, kronolojik biçimde veriliyor. Edebiyatımızın Güleryüzü’nün baş taraflarında, divan edebiyatının hiciv şaheserleri güldürücü ve düşündürücü metinleri görücüye çıkıyor. Ardından Tanzimat öncesi edebiyatçıların tebessüm ettiren dünyalarına giriyoruz. 1800’lü yıllardan sonra gelişmeye başlayan tenkitle birlikte mizahın da şahlanışına tanık oluyoruz.
Edebiyatımızın Güleryüzü’nde çok geniş bir bakış açısı ve ufukla hiçbir ayırıma ve kollamaya gidilmemiş. Son iki yüzyılın dönem olarak ağırlıklı yer aldığı kitapta, Kemal Tahir’den Hilmi Oflaz’a, Nihad Sâmi'den Mînâ Urgan’a, Mehmet Çınarlı’dan Cemal Süreya’ya, Sait Faik’ten Tahir Kutsi’ye, Refi Cevat Ulunay’dan Şükûfe Nihâl’e, Mahir İz’den Hasan Âli Yücel’e, Mükrimin Halil’den Nurullah Ataç’a, Peyami Safa’dan Nizamettin Nazif’e, Orhan Şaik’ten Fazıl Hüsnü’ye, Vecdi Bürün’den Aziz Nesin’e farklı sanat anlayışı ve dünya görüşüne bağlı olan şairler ve yazarlar arasında geçen şakalaşma, takılma, iğneleme ve dokundurmalar özlü bir şekilde sunuluyor.

Kitabın sonundaki bibliyografya, araştırmacılara kolaylık sağlıyor. Eser, adına uygun olarak edebiyatımızın ve kültürümüzün sevimli çehresini ortaya çıkarıyor. Okuyucu, âşinâ olduğu isimlerin samimi edâlarına tanıklık ediyor. Maskesiz ve yalın dünyalarında zevkli ve renkli olduğu kadar anlamlı ve düşündürücü bir zihin yolculuğuna çıkıyor. Meraklılarına geçmişten keyifli anlar yaşatan Edebiyatımızın Güleryüzü, bilhassa mizahtan hoşlananların bir başucu kitabı olarak kütüphanelerindeki seçkin yerini alıyor.






www.biyografi.net (Binlerce Biyografi)