Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Mehmet Ali Doğan

din adamı



‘El Hac Muhammed Ali Doğan’ lakaplı Mehmet Ali Doğan Said-i Nursi’nin öğrencileri arasında özel bir yeri bulunan emekli Albay Hacı Hulusi Yahyagil’in tedrisatında yetişti.

25 yıl boyunca Muş’ta imamlık yaptı. İleri derecede görme kaybı bulunuyor. 2010’daki operasyon sonrasında 17 ay tutuklu kaldı.

Yahyagil’in 1986’da vefatına kadar ‘yolundan’ ayrılmayan, kendisini “15 yaşından bu yana Risale-i Nur okurum” sözleriyle tanıtan Mehmet Ali Doğan, 25 yıl boyunca Muş’ta imamlık yaptı, 1998 yılında emekli oldu. İmamlığı sırasında ağırlıklı olarak Muş, Elazığ, Bingöl ve Bitlis çevresinde cemaatini büyüttü. İleri derecede görme kaybı bulunan Mehmet Ali Doğan, emekliliği sırasında cemaatiyle aynı ismi taşıyacak olan Tahşiye Yayınevi’nin 2004 yılındaki kuruluşuna öncülük etti. Yayınevi Said-i Nursi’nin ‘Risale-i Nur’ adı verilen eserleri için yazdıkları ‘Risale-i Nur Şerhleri’ ile tanındı. Kendisini “Hz. Muhammed’in tebliğine sımsıkı sarılan sahabe-i kiramın yürüdüğü yoldan yürümeye ve bu istikametten taviz vermemeye kararlı kişiler” olarak nitelendiren yayınevinin yayınladığı şerhlerin hemen hemen tümünde Mehmet Ali Doğan’ın imzası vardı. Tahşiyeciler aynı zamanda Nur Hareketi içindeki ‘Mehdi’ düşüncesine en güçlü vurguyu yapan cemaat olarak da öne çıktı.

Yayıncılık faaliyetleri, yaklaşık 10 yıl öncesine dayanıyor.

Ocak 2010’da Mehmet Ali Doğan ve cemaatine yönelik operasyon başlatıldı. Doğan ve onlarca arkadaşı yaklaşık 17 ay tutuklu kaldı.




HAKKINDA YAZILANLAR

Asiye Güldoğan yazdı: Kim bu Tahşiyeciler?



“Tahşiye örgütü deşifre oldu ama ona bir isim buluruz, Rahle örgütü deriz.”

Son yazılarımdan birinde, “AKP’lilerin Cemaat düşmanlığının dozajı düştü” demiştim. Sadece acıyorlar, yenilmiş, itibarsızlaşmış görüyorlar diye ilave ettikten sonra, son cümle olarak “Ama Erdoğan bu dozajı her an yükseltebilir” diye yazmıştım.

Gerçekten de, daha yazımın ertesi günü Erdoğan yanılmıyorsam bir işadamları derneğinde adeta parti lideri gibi hitap ederek hem muhalefete yüklendi, hem de cemaat düşmanlığının dozajını yükseltti.

İşte iki hafta sonra da, Cemaate yönelik “ilk ciddi operasyon” başladı. 14 Aralık operasyonu Cemaate yönelik ilk ciddi operasyon gerçekten de, o kadar ciddi ki daha önce yapılan “casusluk davaları” benzer davalar bu davaya eklenecek, bundan sonra da 14 Aralık’ta yaşanan en ciddi operasyondan çok çok daha ciddi operasyonların önü açılacak.

ABD’nin dünyaca ünlü mafya lideri Al Capone’nin adını duymayan yoktur. İtalyan asıllı bu mafya lideri 1920-1933 yılları arasındaki ABD alkol yasağından yararlanarak güçlendi.1929'da Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı Büyük Bunalım dönemindeki fırsatlardan yararlanarak gücünü arttırdı. Ve zamanla devlet içinde devlet haline geldi, adeta hükümet gibi devletin bütün mekanizmalarında söz sahibi oldu. Devlet, ABD yönetimi, herkes onun kim olduğunu çok iyi biliyor ama hiç kimse ona bir şey yapamıyordu. Çünkü kanunları herkesten iyi biliyor, hukuki açıklardan da en iyi o yararlanıyordu. Zaten pek çok savcılar, yargıçlar, avukatlar parayla, şantajla Al Capone’nin emrindeydi.

AL CAPONE BASİT BİR SUÇTAN YARGILANABİLDİ

İşte bu yıkılmaz, sarsılmaz suç imparatoru işlediği cinayetlerden, tehditlerden, şantajlardan değil, basit bir suçtan “ruhsatsız silah taşımaktan” ve “vergi kaçırmaktan” hapse atılabildi, bu da onun sonu oldu.

Kartvizitinde “İkinci El Mobilya Satıcısı” yazan, mafyayı devlet içinde kadrolaştıran, pek çok vali ve belediye başkanını, emniyet mensubunu, yargının bir kısmını emri altına alan, ABD Başkanı Hoover’le bile dostluk kuran, komünizme karşı mücadele eden, Büyük Bunalım’da sendikaları sindiren Al Capone, Ajan Eliot Ness’in soruşturma açtırması ve Frank Willson’un da vergilerini kontrol etme çalışması başlatmasıyla beklenmedik sona geldi.

Elbette hakimlere rüşvetlerle, tehditlerle bu basit davadan sıyrılmaya çalıştı ancak Eliot Ness’in Dokunulmazlar ekibi buna fırsat vermedi ve Al Capone 11 yıl hapis ve varlığıyla orantılı para cezası almaktan kurtulamadı. Meşhur Alkatraz Hapishanesi’ne gönderirlince dış dünyayla bağlantısı kesildi. Gerçi hapishanede 5 yıl kaldı, şartlı tahliye edildi ama bu süre içersinde kurduğu mafya dağılmıştı, kalan mafya mensupları ise birbirleriyle savaşıyordu. Bunalıma girdi, akli dengesi bozuldu, 1947 yılında da öldü.

Kırk yıl boyunca büyüyen, gelişen, zenginleşen, devletin her kademesinde kadrolaşan Fethullah Gülen Cemaati, en parlak dönemini AKP iktidarı döneminde yaşadı. AKP’den öncekiler zaten, gerek ANAP, gerek DYP ve gerek Ecevit’in DSP’si Cemaati kollamışlar, “Erbakan’a karşı panzehir” düşüncesiyle gelişmelerine, büyümelerine katkıda bulunmuşlardı. TSK hariç, hemen bütün iktidarlar ve medya kuruluşları, “Atatürk’ü de sevdiğini” söyleyen, “gerici Erbakan’a mücadele eden”, Türk Okulları’nda “Atatürk posteri asan, İstiklal Marşı söyleten” cemaate hoşgörüyle bakıyor, maddi manevi destek oluyordu. AKP kurulunca ve iktidar olunca, “her iktidarı desteklemek” stratejilerinin ötesine geçmişler, “Erbakan’la mücadele eden cemaat” bu sefer “Erbakan’ın talebelerinin kurduğu” AKP’nin sadece destekçisi olmamışlar, “iktidar ortağı” olmuşlardı.

Bu iktidar ortağı, yargıda ve emniyette kadrolaştırmalarını daha da güçlendirince, kendilerine her zaman ters bakan TSK’ya, Balyoz, Ergenekon operasyonları yapmış, dahası ulusalcı, Atatürkçü, solcu yazarları da Odatv davasıyla Silivri’ye göndermeyi başarmıştı. Hem TSK’nın itibarını sarsmışlar, hem de çok güçlü bilinen yazarların cezaevine atılmasını sağlamışlardı. Nedim Şener, Ahmet Şık gibi Cemaate dokunan yandı. Ayrıca, yine hükümetin gücüyle Hürriyet gazetesinin en güçlü yazarları Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Soner Yalçın gibi yazarların gazeteden kovulmasını da bir şekilde gerçekleştirmişlerdi.

CEMAATİN ÖZGÜVENİ YENİDEN ARTARKEN

En meşhur yazarların hapislere atılması, gazetelerinden kovulması, Generallerin ağır cezalar alması, Türkiye’de çok insanı korkuttu, sindirdi. Bu cemaatle baş edilmezdi. Daha düne kadar cami kapılarında kaset satan cemaat, hükümetten daha iktidardı. Hükümette, yargıda, emniyette, milli eğitimde, maliyede asıl iktidar onlardı.

Ancak Dersane olayından sonra Cemaatle-Hükümet arasında kavga başladı. Cemaatin dişe dokunur bir tabanı yoktu ama en kritik yerlerde en güçlülerdi. Hükümete 17-25 Aralık operasyonu yaptıklarında, gerçek iktidar olacaklarına kesin olarak inanıyorlardı. Başarılı olsalardı, “Erdoğan’ı mahkum edecekler, yerine kendilerinden birini” koyacaklardı. Ellerinde “Yolsuzluk” gibi güçlü argümanları vardı ve parti tabanı cemaatin hakim olacağı AKP’den kopmayacaktı. Bütün bunları da bir ay içinde gerçekleştireceklerine inanıyorlardı.

Ancak bilindiği gibi Erdoğan önce operasyonları yapanları bir şekilde görevden aldı, yolsuzlukla suçlanan bakanları yargılanmaktan kurtardı, süratle hükümet içindeki cemaatçileri temizlemeye başladı. Ardından da seçim boyunca cemaate karşı büyük bir savaş açtı. Cemaat seçimde CHP’yi ve MHP’yi desteklemek zorunda kaldı. Ancak cemaati itibarsızlaştıran Erdoğan, seçimi büyük bir farkla kazandı, ayrıca cemaatin dişe dokunur bir tabanı olmadığını da gösterdi. Cumhurbaşkanlığı seçimini de kazanınca, zaferini daha da pekiştirdi.

30 Mart seçimlerinden bu zamana Erdoğan cemaatin peşini bırakmadı. Meşhur kinciliğiyle, hemen her konuşmasında cemaate yüklendi. “Kırmızı Kitap’a alınacaklarını, yargılanacaklarını, asla cezasız bırakmayacaklarını” söyledi durdu. Cemaate yönelik zaman zaman operasyon yapıldı ama çoğu salıverildi. Her operasyon sonuçsuz kalınca, Cemaatin, “Fuat Avni’lerin, Ekrem Dumanlı’ların, Baransuların” özgüveni arttı, “Bize bir şey yapamazlar” duygusu yaygınlaştı. Zaten muhalefet partileri kendilerinden yanaydı, Ergenekon-Balyoz davalarında mağdur ettikleri insanların bir kısmı bile Hükümete karşı onların yanındaydı.

KÜÇÜK TAHŞİYE DAVASI, EN BÜYÜK DERT OLABİLİR

Ama 14 Aralık operasyonunda, Al Capone’nin basit bir suçtan yakalanması gibi bir durum yaşandı. Belki herkes daha neyin ne olduğunu bilinmiyor, ciddiyeti kavrayamıyor ama Cemaat ilk kez, hem de hiç beklenmedik bir noktadan kuyrukları yakalandı.

Beklemedikleri, belki de aklından hiç geçirmedikleri nokta, Tahşiye Davası..

Tahşiye Grubu diye bir şey yok aslında ama böyle adlandırılan grup, “minik sayılabilecek bir Risale-i Nur cemaati”. Tahşiye ise, Cağaloğlu’nda bu cemaate ait fazla da kitap yayınlamayan bir yayınevinin adı. Bu Nur cemaatinin Rahle ve Cihangir yayınevleri de var. Fakat neredeyse pek faal sayılmayan bu yayınevlerinde en çok Tahşiye Yayınları kitap yayınlamış, onun da fazla sayıda kitap yok.

Nur Cemaatlerinin içinde sayısal olarak en küçüklerinden olan Tahşiye grubu, “Said Nursi’nin ilk talebesi Hulusi Yahyagil’in yolunda gidenler” aynı zamanda. “Molla Muhammed” diye bilinen Mehmet Doğan, 76 yaşında ve Hulusi Yahyagil’in talebesi. Nurcuların çoğunun bile varlığından haberdar olmadığı bu minik cemaatte meşhur insanlar da yok. Belki bir zamanların en cevval Yeni Asya yazarlarından Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik ve Bünyamin Ateş bilinen isimlerdir ama onları tanıyanların çoğu bu üç ismin bu cemaatte olduğunu bile bilmez.

1990’da Yeni Nesil-Yeni Asya cemaatlerinin ayrılıklarında Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş ve Burhan Bozgeyik Mehmet Kutlular tarafında yer aldı ve yeniden kurulan Yeni Asya gazetesinin en gözde yazarları oldular. Mustafa Kaplan, polemikleriyle ve sert yazılarıyla gazetenin en çok okunan yazarıydı. O dönem yeni yükselmekte olan Refah Partisi, Erbakan, Erdoğan en sert eleştirdiği konulardı. RP-MHP-IDP ittifakında da ittifaka yönelik ağır yazıları vardı. Bu üç yazar, zaten “Demirel’i övmek-Erbakan’ı yermek” anlayışında olan Yeni Asya’nın vazgeçilmez yazarlarıydı.

Ancak bir süre sonra Mehmet Kutlular ile yolları ayrıldı ve gazeteden kovuldular. Kendileri gibi kovulan Mesut adında bir arkadaşla İttihad Yayınları’nı kurdular. Zamanla Mustafa Kaplan Akit, Burhan Bozgeyik Milli Gazete yazarı oldular. Bünyamin Ateş ise RP’nin kazandığı ilk belediyelerden olan Güngören Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Bir zamanlar Yeni Asya’da iken “İşte MSP” broşürünü hazırlayan ve bu broşürde “ayran içmekte” olan MSP milletvekili Korkut Özal’ı sanki “içki içiyormuş” gibi yayınlayan, nurcuların meşhur yazarı Hekimoğlu İsmail kızıp “İçki içmeyen bir müslümana içki içiyormuş gibi resim basmak İslam’a sığar mı?” diye telefon açtığında, “Seçimden sonra tövbe ederiz abi” diye cevap veren Bünyamin Ateş, şimdi Güngören belediyesinde RP’nin icraat broşürlerini hazırlıyordu. Bir dönemin en azılı RP düşmanı Mustafa Kaplan ile Burhan Bozgeyik ise RP’nin yayın organlarında yazıyorlardı.

Bu üç yazar, İttihad Yayınları’ndan da ayrıldılar ve Tahşiye Yayınlarının cemaatine girdiler. Muş’ta yaşayan Molla Muhammed’in küçük cemaatinde mütevazi katkılarda bulunuyorlardı. Tahşiye Yayınları’nda Risale-i Nurlarla ilgili kitaplar vardı. Bu cemaat, Fethullah Gülen’in Dinler Arasında Diyalog projesinden rahatsızdı ve Mehmet Doğan bu konuda bir kitap yazmıştı.

FETHULLAH GÜLEN TAHŞİYE’DEN BAHSEDİNCE

İşte bu küçük Nur cemaati, 2009’da Fethullah Gülen’in sohbet konusu oldu. “Adına Tahşiye derler, silah koyarlar, örgüt olarak tanınırlar” gibi sözlerin geçtiği bu sohbet 6 Nisan 2009’da cemaate ait herkul.org sitesinde yayınlandı. Ardından Zaman gazetesinde bu konuyla ilgili haber yapıldı, yazılar yazıldı. Yetmedi, Samanyolu televizyonunda yayınlanan Tek Türkiye dizisinde, hiç de alakası yokken 64. bölümde, “Tahşiye diye bir örgütten” bahsedildi. Karanlık güçlerin Tahşiye adını verdiği bu örgüt, “silahlı bir dini örgüttü ve Ergenekon ile bağlantılıydı”. Dizinin 66. bölümünde ise karanlık adamlar şunu diyorlardı: “Tahşiye örgütü deşifre oldu ama ona bir isim buluruz, Rahle örgütü deriz.”

Rahle, cemaatin Tahşiye yayınlarından sonra ikinci yayınevinin adıydı. Küçük cemaatin her iki yayınevinin adı da, Ergenekon’la bağlantılı dini terör örgütü olmuştu.

Tabii bu iddia, dizide ve gazete yazılarında kalmadı; gerçekten de iddianameye dönüştü. Cemaat savcıları, Fethullah Gülen’in bahsedişinden, Zaman gazetesinin yayınlarından ve Tek Yürek dizisinde konu edinmesinden sonra, Tahşiye Örgütü iddianamesi hazırladılar ve operasyon yapıldı. Elbette örgüte yapılan baskınlarda silah da bulundu. Bahsettiğim üç yazardan en sakin, en efendi biri olan Burhan Bozgeyik’in kayınpederine ait Risale-i Nur dersanesinde bile bomba bulundu.

Tahşiye Örgütü’nün adı değişti, “El Kaide örgütü” oldu ve bu örgütün mensupları yargılandılar, Mehmet Doğan ile Mustafa Kaplan 17 ay hapiste kaldılar. Suç bulunamadığı için 17 ay sonra beraat ettiler. Suç bulunamadığı gibi, “bombaların, silahların üzerinde polislerin izi bulundu.”

Küçük cemaatin yaşadığı haksızlığa karşı yapabileceği bir şey yoktu. Silahların üzerinde polislerin izi çıkmasına rağmen 17 ay yatmışlar, sonra da çıkmışlardı. Belki buna bile şükrediyorlardı. Çünkü kendilerini içeri attıranlar, iktidarın içindeki asıl iktidardı.

Ancak, 17-25 Aralık operasyonundan sonra cemaatin artık iktidar olmadığını gördüklerinde cesaret bulup, Savcılığa şikayette bulundular. Hükümetin de aradığı işte buydu. Cemaat aleyhinde hukuki delil olabilecek bir olay ve polislerin silahlardaki izi vardı. Polislerin izi, bu operasyonu ciddi sonuçlara götürecek görünüyor.

Cemaat bu beklenmedik izden, davadan hayli şaşkın. Durumun vehametini de az çok görüyorlar. Savcı çağırdığı halde gitmeyen, gazeteye gelmesini bekleyen, böylece “basına baskın” resmi vermek için “kameralara gülümseyen” Ekrem Dumanlı, basına baskın olunca hem uluslararası, hem ulusal basından ve özellikle CHP’den destek geleceğini biliyor, geçmişte mağdur ettikleri Ahmet Şık’tan bile demokrasi adına destek bulmasından son derece hoşnut.

Cemaat de tabii ki memnun..

Ancak polislerinin küçük cemaatte kalan izleri var..

Kuyruktan yakalandıklarını kısa zamanda fark edeceklerdir.

Asiye Güldoğan
Odatv.com
15 Aralık 2014




HABER

14 Aralık’ın gerekçesi
Okan KONURALP
Hürriyet 16 Aralık 2014

GÜLEN Cemaati’ne yakın bazı medya kuruluşlarının yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 31 isme yönelik 14 Aralık Operasyonu’nun merkezinde ‘Tahşiyeciler’ adlı grup yer aldı.

Gözaltına alınanlar, Tahşiyeciler hakkında ‘suç ve delil’ uydurmakla suçlanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise operasyonda gözaltına alınanlarla ilgili dün Tahşiye Cemaati’nin öncüsü ‘El Hac Muhammed Ali Doğan’ lakaplı Mehmet Ali Doğan’ı kastederek, “17 ay iki gözü dahi görmeyen bir insanı tüm bir operasyonun başı diye yakalayıp 122 kişiyi içeriye alanlar işte bunlardı” dedi.

NUR HAREKETİ KÖKENLİ

Gülen Cemaati ile Tahşiye Cemaati arasındaki en önemli ortaklık, her iki cemaatin de referans kökeninin Said-i Nursi’nin temellerini attığı Nur Hareketi olması. Taraftarlarının “Zamanın güzelliği” anlamına gelen “Bedi-üz-Zaman” nitelendirilmesiyle övdüğü Said-i Nursi’nin öğrencisi Erzurumlu Mehmet Kırkıncı, Fethullah Gülen’in hocası kabul ediliyor.

‘Radikal’ atıflarının, El Kaide’nin de beslendiği ‘Selefi’ düşünceyle benzerlikler taşıdığı iddia edildi.

Savcılık iddianamesinde Doğan ve arkadaşları için, “Direkt olarak El Kaide’yle bağlantıları görünmese de aynı amaç ve stratejiyle hareket ederek ülkemizde eylemler gerçekleştirdikleri görülmektedir” deniliyordu.







Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler



   Makaleler
   Kiralık dairenizi nasıl alırdınız? Apartman, rezidansta ya da site içinde?
   Üniversite Öğrencilerinin Kiralık Daire Ararken Karşılaştıkları Zorluklar
   Datça macunu satan eczaneler, aktarlar ve akciğer detoksu satış noktaları
   Sevgiliye Hediye Alternatifleri
   Yüzellilikler Listesi
   ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
   OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
   33 yazarın Türk Çocukluğu
   MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
   1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

    Tanıtım



   İletişim
BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49



biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları Pasaj Grup
Powered By Webofisi.com