Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da


Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Eşrefoğlu  Rumi ( 24.05.1351)- (01.12.1482)

mutasavvıf, şair



Anadolu’da yetişen evliyânın büyüklerinden. İsmi, Abdullah bin Eşref bin Muhammed Mısrî olup, babasının adı ile şöhret buldu. Babası Eşref Efendi, Mısır’dan İznik’e göç etti. Asıl adı Abdullah'tır. İznik’te doğdu. 1484 (H.889) târihinde İznik’te vefât etti.

Babasının terbiyesi altında büyüdü. Önce İznik medreselerinde çeşitli âlimlerden ders alarak, zamânın din ve fen ilimlerinde yetişti. Sonra, Bursa’ya giderek Çelebi Mehmed’in medresesine girdi. Burada tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini tahsil ederek söz sâhibi âlimler derecesine yükseldi. Medreseyi bitirince, hocası büyük âlim Alâeddîn Ali hazretlerinin yardımcısı oldu. Çelebi Mehmed Han Medresesi'nde bir müddet ders verdi. Tasavvuf yoluna meyletti ve Bursa’daki Emîr Sultan’ın huzûruna gitti. Talebesi olup, hizmetiyle şereflenmek istediğini bildirdi. Emîr Sultan, onun tasavvufa tutkunluğunu görünce, onu evliyânın büyüğü Hâcı Bayrâm-ı Velî’ye gönderdi. Ankara’ya gidip, yeni hocasına teslim oldu.

Hâcı Bayrâm-ı Velî hazretleri, ona nefsini terbiye edecek vazîfeler verdi. Yaşı kırkın üzerinde ve büyük bir âlim olduğu hâlde hocasının emirlerine; sıkı sıkıya sarılırdı. Eşrefoğlu, 11 sene hocasının hizmetinde bulundu. Sabrı, hocasına olan muhabbeti ve hürmeti üzerine, Hâcı Bayrâm-ı Velî, kızı Hayrünnisâ’yı onunla evlendirdi. Bir ara İznik’e gittiyse de sonra tekrar Ankara’ya döndü. Hocası onu insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatmakla vazîfelendirerek, tekrar İznik’e gönderdi ve bir müddet sonra Ankara’ya dönmesini istedi. Eşrefoğlu, İznik’e gidip, geldikten sonra hocasının emriyle Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin torunlarından Şeyh Hüseyin Hamevî’den Kâdiriyye yolunu öğrenmek üzere Hama’ya gitti.

Hüseyin Hamevî, önce nefsini terbiye etmek üzere bu yeni talebesini kırk gün halvet için bir hücreye koydu. Eşrefoğlu, Hama’da da sıkı bir riyâzet ve mücâhedeye tâbi tutuldu. 40 gün içinde Hüseyin Hamevî, ona teveccühlerde bulundu. Bu 40 günlük imtihânı başarıyla verdi. Tasavvufta çok yüksek mertebelere çıktı ve icâzetnâme (diploma) aldı.

Hüseyin Hamevî’nin halîfesi olarak Rumeli’ne (Anadolu’ya), Kâdirî yolunu yaymak üzere vazîfelendirildi. Hüseyin Hamevî, onu Anadolu’ya uğurladıktan bir müddet sonra arkasından baktı ve; “Eşreoğlu Abdullah-ı Rûmî koca bir deniz imiş, bizde bulunan her şeyi çekip sînesine aldı” buyurdu.

Çocukları ile birlikte Ankara’ya gitti. Kayınpederi Hâcı Bayrâm-ı Velî’nin yanında bir müddet daha kaldıktan sonra İznik’e yerleşti. Bir dergâh kurarak, talebelerine ders vermeye, Kâdirî yolunu yaymaya, insanları gurûr, kibir, kendini beğenme gibi kalb hastalıklarından kurtarmaya büyük gayret gösterdi. Bu şekilde gayretli çalışmaları çevreden işitilmeye başladı. Bursa’dan, İstanbul’dan ve diğer vilâyetlerden akın akın gelip talebesi olmakla şereflenmek istiyenler çoğaldı. Sadrâzam Mahmud Paşa da talebelerinden oldu. Abdurrahmân-ı Tırsî en üstün talebesi idi. Vefâtında onu yerine vekil bıraktı ve kızı Züleyhâ ile evlendirdi. 1484 (H.889) senesinde İznik’te vefât etti. Kabri ziyâret mahallidir.

Eşrefoğlu Rumi, Fâtih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul’u fethinden önce, Müzekkinnüfûs isimli eserini yazdı. Bundan başka Tarîkâtnâme, Delâil-ün-Nübüvve, Fütüvvetnâme, İbretnâme, Mâzeretnâme, Elestnâme, Nasîhatnâme, Hayretnâme, Münâcâtnâme, Cinân-ül-Cenân, Tâcnâme, Eşref-üt-Tâlibîn gibi eserleri vardır. Dîvân’ı meşhur olup, Yûnus Emre tipinde tekke edebiyâtı şiirleri söylemiştir. Şiirlerinde Rûmî mahlasını kullanmıştır. Eşrefzâde-i Rûmî’nin “Tövbeye Gel” şiiri meşhurdur.

Tövbeye Gel

Ey hevâsına tapan
Tövbeye gel tövbeye
Hakk’a tap haktan utan
Tövbeye gel tövbeye

Nice nefse uyasın
Nice dünyâ kovasın
Vakt ola usanasın
Tövbeye gel tövbeye

Nice beslersin teni
Yılan çıyan yer anı
Ko teni besle cânı
Tövbeye gel tövbeye

Sen dünyâ-perest oldun
Nefsün ile dost oldun
Sanma dirisin, öldün
Tövbeye gel tövbeye

Sen teni, sandın seni
Bilmedin senden teni
Odlara yaktın cânı
Tövbeye gel tövbeye

Gör bu müvekkilleri
Yazarlar hayr u şerri
Günahtan gel sen berü
Tövbeye gel tövbeye

Ey miskin Âdemoğlı
Usan tutma âlemi
Esmeden ölüm yeli
Tövbeye gel tövbeye

Göçer bu dünyâ kalmaz
Ömür pâyidâr olmaz
Son pişman assı kılmaz
Tövbeye gel tövbeye

Tövbe suyıyla arın
Dime gel bugün yarın
Göresin hak dîdârın
Tövbeye gel tövbeye

Eşrefoğlu Rûmî sen
Tövbe kıl erken uyan
Olma yolunda yayan
Tövbeye gel tövbeye





HAKKINDA YAZILANLAR

Eşrefoğlu Rumi,Türk-İslam dünyasının mutasavvıf şairlerinin en büyüklerindendir.Menakıb kitaplarına göre soyu Hz.Ali’ye kadar uzanır.Asıl adı Abdullah olan Eşrefoğlu babasının adına izafeten Eşrefoğlu,İbn ül Eşref,Eşrefzade,doğduğu yere izafeten İzniki,şöhretine izafeten de Eşref-i Rumi diye anılmaktadır.Babası gençliğinde Mısır’dan Anadolu’ya göç etmiş,daha sonra da İznik’e yerleşmiş bir zattır.Babasının adı “Seyyid Ahmed ül Mısri” veya “Seyyid Ahmed Eşref bin Seyyid Muhammed Süyufi” dir.Buradaki Seyyid kelimeleri bu sülalenin Hz.Peygamberin (S.A.V) sülalesine kadar dayandığına işaret etmektedir. Eskiden Anadolu’ya Diyar-ı Rum denildiği için Rumi,Anadolu’lu veya Anadolu’da yetişmiş anlamına gelmektedir.Nasıl ki Mevlana Hazretlerine Mevlana Celaleddin-i Rumi denildiği gibi,Eşrefoğlu’nun Mısır’da bulunan ve bir mutasavvıf olduğu tahmin edilen büyük babası ile Mısır’dan kalkarak önce Suriye’nin Hama şehrine,oradan da Manisa’ya giden,daha sonra da İznik’e yerleşen babası hakkında fazla bir bilgimiz yoktur.Eşrefoğlu’nun iki kardeşinden birinin Hama’da,diğerinin de Manisa’da medfun bulunduğunu Asaf Halet Çelebi “Eşrefoğlu Divanı” nda kaydetmektedir.Bu iki kardeş ya babaları orada bulunduğu sırada vefat etmişler veya daha sonra oralara giderek oralarda kalmışlardır. Eşrefoğlu’nun dedesinin ve babasının mutasavvıf olması,o çağlarda tasavvuf’un en yaygın yerlerinden biri olan Anadolu’ya göç etmeleri için bir sebeb teşkil edeceği tahmin edilebilir. Çünkü o sıralarda Anadolu’dan Mısır’a; Taşkent,Semerkand ve Buhara
gibi Orta Asya şehirlerine tahsil için gidenler bulunduğu gibi,o taraflardan da Anadolu’ya kendilerini irşad edecek, tasavvuf’un aşkını ve zevkini aşılayacak olgun mürşidler, şeyhler aramak için gelenler de bulunuyordu. Eşrefoğlu’nun babası olan zat da bunlardan biri olabilir. Babasının Anadolu’ya geliş ve İznik’e yerleşiş tarihi hakkında malumat sahibi olmamakla beraber bunun Miladi 14. Asrın sonlarına doğru olduğunu tahmin etmek mümkündür. Babası hakkında çok az da olsa bir bilgi sahibi olmamıza mukabil annesi hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Eşrefoğlu’nun babasının İznik’te evlendiği ve annesinin de İznikli olabileceği tahmin edilmektedir.

Eşrefoğlu,en güzel Türkçeyle eserler yazmış ve Türk kültürüne büyük hizmetleri dokunmuş bir şahsiyettir.

Türkçeyi, bulunduğu zamana göre en saf bir şekilde ifade eden bu zat,tamamen Türk kültürünü benimsemiş, Türk cemiyetine tesir etmiş ve Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın en kuvvetli mümessilleri arasına girerek daha sonraki mutasavvıf şairlere tesir etmiştir.

İlk tahsilini İznik’te yapan Eşrefoğlu,daha sonra Bursa’ya gitmiş ve orada Çelebi Sultan Medresesi’nde tahsiline devam etmiştir.

Danişmentliği (talebeliği) zamanında her ilim ve fende arkadaş ve akranlarından daha fazla muvaffak olmuş ve onların arasında seçkin bir sima olarak tanınmıştır.Tahsilini bitirdikten sonra o devrin büyük alimlerinden fıkıh üstadı “Kara Hoca” namıyla maruf Afyon Karahisar’lı Alaüddin Ali’ye asistan olmuştur.İlim ve fende çok ileri gitmesine rağmen Eşrefoğlu’nun tasavvufa karşı zaten mevcut olan meyli de gittikçe artmaktaydı.Asistanlığı,hatta talebeliği zamanında derslerden başka tasavvufla da geniş bir şekilde ilgileniyor ve tasavvufi eserleri okuyordu.İlmi artıp,fikirleri olgunlaştıkça seçmesi icap eden yolun tasavvuf olduğuna kanaat getiriyor ve kendisini bu yola sokacak hakiki bir mürşide arıyordu. İşte bu sıralarda,Bursa’da yaşayan Abdal Mehmet adındaki bir meczuba veli ile tanışması ve aralarında geçen bir olay Eşrefoğlu’nun zahir ilimlerden ayrılıp tasavvuf yoluna girmesine ve o yolun yıldızları arasına yükselmesine sebeb ve vesile teşkil etmiştir. Eşrefoğlu,bir sabah vakti erkenden medrese civarında Abdal Mehmet Hazretlerine rastlar. Abdal Mehmet perişan kıyafetli,bazı garip hal ve tavırları olan meczub bir zattır. Zamanın velilerindendir.Eşrefoğlu içinden gelen bir cezbenin tesiriyle ona doğru yürümeye başlar. Bir taraftan da içinden şöyle geçirir: “Tarikat yolundan bana nasib var ise bazı alametler görünsün” Abdal Mehmet’in karşısına gelince durur. Meczub ona bir bakar ve şöyle der: Danişmend, var bize köfteli çorba getir. Bu söz üzerine Eşrefoğlu hemen çarşıya gider. Köfteli çorba aramaya başlar. Fakat ne gariptir ki bütün aşçı dükkanlarını, hatta Bursa çarşısını dolaştığı halde köfteli çorba bulamaz. Eli boş dönmek de istemez. Bir aşçı dükkanından köftesiz çorba satın alır ve doğru meczubun bulunduğu yere koşa koşa gelir. Çorbayı Abdal Mehmet’e verir. Meczub çorbayı karıştırır karıştırır,fakat bir türlü içinde köfteye rastlamayınca Eşrefoğlu’na dönüp:
Danişmend, hani bunun köftesi? Diye sorar.
Yoldaki çamurdan bir parça alarak bunu köfte şeklinde birkaç yuvarlak haline getirir,çorbanın içine atar. Daha sonra çorbayı iyice karıştırır ve Eşrefoğlu’na uzatarak: Ye bunu,diye emreder.

Eşrefoğlu, büyük bir teslimiyetle ve hiç tereddüt etmeden çorbayı alır ve yer.Bunu gören Meczub da:
Ya sen olmayıp da kim olsa gerek.

Şeklinde anlaşılmaz bir söz söyleyip oradan uzaklaşır. Eşrefoğlu bu sözlerden bir mana çıkaramamakla beraber tasavvuf yoluna girmesi için bir işaret olduğuna inanır. Hücresine gelir. Nesi var, nesi yoksa fıkaraya dağıtır. Düşüncelere dalar. Kime gidecek ve tasavvufa kimin delaletiyle girecektir. Artık zahiri ilimlerden vazgeçerek batıni ilme yönelme zamanı gelmiştir.Sonunda zamanın manevi ulularından ve Bursa’da şöhret sahibi olan büyük veli Emir Sultan (vefatı 1429) hazretlerine intisap etmeyi düşünür. Emir Sultan miladi 1368’de doğmuş,tahsilini ikmal ettikten sonra Busa’ya gelmiş, Yıldırım Bayazıt’a damat olmuş bir zattır. Timur ordularının Bursa’yı zaptından sonra Timur, Emir Sultan’a pek çok iltifat ve hürmet ederek,onu Semerkand’e götürmeyi arzulamışsa da Emir Sultan Bursa’da kalmayı tercih ederek Timur’un teklifini kabul etmiştir. Emir Sultan,o sıralarda,Ömer Ekmelüd Din isminde bir zat tarafından Hicri 7.asırda kurulan Halveti tarikatına mensup bulunuyordu. Gerek halk arasında, gerek yüksek tabakada çok tanınıyor ve çok hürmet görüyordu.Malını mülkünü fakirlere dağıtıp, kitaplarını da arkadaşlarına hediye eden Eşrefoğlu, Emir Sultan’a giderek:
Bizi bendeliğe kabul edip irşad buyurun,der.Emir Sultan Eşrefoğlu’nu şöyle bir süzer.Ve daha sonra ona: Siz varın Ankara’ya,Hacı Bayram Veli’ye gidin.der.Emir Sultan,Eşrefoğlu’nun halinden ve tavrından ondaki istidadı anlamış ve onu daha iyi yetiştireceğine inandığı Hacı Bayram Veli’ye göndermiştir.

EŞREFOĞLU VE HACI BAYRAM VELİ

Eşrefoğlu Hacı Bayram Veli dergahına tam bir teslimiyetle gitti. H.Bayram Veli Hazretleri ilk önce işe Eşrefoğlu’nun nefsini terbiye etmek,onu benlik ve gururdan tamamen temizlemekle başladı. Eşrefoğlu’nu en aşağılık bir işle vazifelendirdi.Bu iş dergahın helasının temizliği işi idi. Aşağı yukarı kendisiyle aynı yaşlarda bulunan Hacı
Bayram Veli’nin bu emrine Eşrefoğlu hiç itiraz etmedi. “Baş üstüne” deyip eline ibrik, kürek ve süpürge alıp işe başladı. Bu imtihanı başarı ile veren Eşrefoğlu daha sonra Hacı Bayram’ın en ileri gelen müridlerinden biri oldu ve tekkenin tam 11 sene imamlığını yaptı.

Şeyhine sadakatle hizmet eden,onun has müridleri arasına giren ve tekkenin 11 sene imamlığını yapan Eşrefoğlu, “Ben şeyhime 11 sene hizmet ettim.Bu onbir senede bir defa dünya kelamı ettim. Şeyh Efendi: Meşayih katında çok söylemek küstahlıktır. çok söyleme,buyurdu.

“Ben de bir daha konuşmadım. Meğer ki vakıam (rüya,düş) olaydı. Onu bile edeble söyleyip ta’bir ettirir idim” demektedir.

Eşrefoğlu’nun hal ve hareketini çok beğenen ve diğer müridlere olan faikiyetini gören Hacı Bayram Veli, onu, kızı Hayrünnisa ile evlendirerek damatlığa kabul etmiştir. Eşrefoğlu’nun bu evlilikten Züleyha adlı bir kızı olur. Evlendikten kısa bir süre sonra, henüz daha yegane çocuğu Züleyha doğmadan önce, Hacı Bayram Veli onu İznik’e gönderir. Veya Eşrefoğlu şeyhinden izin alarak oraya döner. İznik’e dönerken Hacı Bayram Veli’nin halifeliğini alan Eşrefoğlu’na,şeyhi tarikatın sembolü olan bir sancakla bir seccade vermiş ve İznik’te halkı irşad ederek tarikatı yaymağa memur
etmişti.Orada münzeviyane bir hayat yaşayan Eşrefoğlu,kendisinin henüz halkı irşad edecek olgunluğa erişmediğini düşünüyordu. Onun için İznik’te kısa bir müddet kaldıktan sonra Ankara’ya, Hacı Bayram Veli’ye döner. Sohbet esnasında Eşrefoğlu bir gün şeyhine şöyle sorar:
Sultanım,seyr ü sülukun tamamı şimdiki makamımız mıdır.yoksa daha var mıdır? Bir velinin bin sene ömrü olsa envai mücahedat ve riyazat eylese henüz
enbiyadan birisinin kademi (ayağı) vardığı yere velinin başı varmak muhaldir.

Buna karşılık Eşrefoğlu: Efendim, bendenize kanaat gelmedi.Seyr ilallah’da tayaran arzusu vardır.Daha
ziyadesini isterim diyerek ısrar etti.

Bu söz üzerine H.Bayram Veli ona, Hama’da bulunan, Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin soyundan olup aynı zamanda da kadiri tarikatının temsilcisi bulunan Şeyh Hüsyn-i Hamevi’ye göndereceğini ve onun yanında daha yüksek makamlara yükselebileceğini söyledi. Yalnız Hama’ya gitmeden önce İznik’e dönmesini, orada 40 günlük sıkı bir riyazat devresini geçirmesini,bu riyazat ve ibadet devresinde de göreceği rüyaları yazmasını bildirdi.
Bu söz üzerine Eşrefoğlu İznik’e dönerek şeyhinin emirlerini tamamen yerine getirdi.Bu riyazet devresindeki rüyalarını uygun bulan Hacı Bayram Veli,nihayet hem müridi,hem de damadı olan Eşrefoğlu’nun Hama’ya gitmesine izin verir.

Şeyhinden müsaadeyi alan Abdullah,ailesi ve henüz çok küçük olan kızı Züleyha için bir merkep bularak yorucu ve meşakkatli bir yolculuğa çıkar.

Kendisi yayan olaraka gitmektedir.İznik’ten Hama’ya kadar bu şekilde giderler. Nihayet birgün uzaktan Hama şehri görünür. Çöllerin kızgın güneşi altında
ilerleyen Eşrefoğlu şehir görününce büyük bir iştiyakla hızını arttırır. Hüseyn-i Hamevi, Eşrefoğlu’nun geleceğinden haberdardır. Bir rivayete göre o gün hacdan dönmüştür. Eşrefoğlu’nun o gün Hama’ya gireceği kendisine malum olmuştur ve
müridlerine şöyle demiştir:
Bugün Diyar-ı Rum’dan (Anadolu’dan) bir er geliyor. Gidip onu karşılayınız ve buraya getiriniz.

Bunun üzerine müridlerinden büyük bir gurup onun şehre gireceği yöne doğru giderler. Eşrefoğlu ise o sırada merkebde ailesi ve küçük kızı olduğu halde yanlarında geçip gider. Onlar ise bu perişan kıyafetli kimsenin Rum’dan gelecek büyük zat
olduğunu anlamamışlardır. Rivayete göre Eşrefoğlu’nun hırkası sökük durur ve onu
dikmeyip öyle gezermiş. Müridler Diyar-ı Rum’dan gelecek zatın meşale ve cemaatle geleceğini zannetmektedirler. Eşrefoğlu bu sırada şehre girer ve doğruca Hüseyn-i Hamevi’nin evine gider.Şeyh efendi kendisini gayet güzel karşılar. Yanına alır. Bu sırada kapıda bekleyen karısı ve kızı da Hüseyn-i Hamevi’nin ailesi tarafından alınarak kendileri için ayrılan odaya götürülür. Şeyh efendi henüz yorgunluğu bile çıkmamış olan Eşrefoğlu’nun erbaine (küçük bir hücrede yapılan ibadet ve oruç) sokar. Erbainde pek sıkı bir ibadete dalan, uykuyu, hatta yiyeceği bile terk eden Eşrefoğlu maneviyyat
aleminin tam manasıyla deryasına dalar. Zevk ve cezbe içinde tamamen kendinden geçer. Adeta bu dünyada yaşadığını unutur. Yemek ve uyku gibi dünya ihtiyaçlarından geçer.

Bür gün bir hizmetçi hücresine yemek götürmüş,fakat Eşrefoğlu’nun hiç kıpırdamaz bir şekilde adeta ölmüş gibi bulmuştur. Telaşla durumu şeyhe bildirir. Fakat şeyh efendi buna hiç aldırış etmez.Çünkü kırk günlük devre tamamlanmadan hücreden
çıkarmamakta kararlıdır. Nihayet bu devre tamamlanır ve Eşrefoğlu’nun hücreden çıkacağı gün gelir.

Hüseyn-i Hamevi: Vakit tamam oldu. Rumi’yi erbainden çıkarma zamanıdır der. Eşrefoğlu kendini o derece ibadet ve taata vermiştir ki, ne kırk günden haberi vardır, hatta ne de yaşadığından. İlahi aşk içinde kaybolup gitmiştir. Zikirlerle hücresinin bulunduğu yere giderler. Kapıyı açarlar. Eşrefoğlu kendinden geçmiş bir halde adeta
ölü gibi durmaktadır. Rengi sapsarı olmuş, gözleri kapanmış ve nefesi kesilmiştir. Şeyh yanına yaklaşır ve kulağına eğilerek birkaç defa:
Rumi, kalk, der.

Daldığı manevi alemden pek güçlükle uyanabilen Eşrefoğlu,gayet hafif bir sesle ve pek üzüntülü bir şekilde: Sultanım,bize kıydınız. Der ve oturabilir. Çünkü o ilahi alemden ayrılmak kendisine çok zor gelmiştir. Şeyh efendi, Eşrefoğlu’nun ne derece bir insan, nasıl bir Hak aşığı olduğunu iyice anlar. Onun artık yolunu tam olarak bulduğuna ve bir mürşid olarak halkı irşad etmesi icab ettiğine
kani olur.

Eşrefoğlu’nu hücreden çıkarır.Kendisinin mürşid sıfatıyla İznik’e dönüp halkı irşadla meşgul olmasını söyler.Daha sonra şöyle hitap eder :

Halk senin zahirine de bakar.Onun için kıyafetini biraz düzmen lazımdır. Şu hırkayı ve pabuçları al, giy. Eşrefoğlu hırkayı giyer ve Pabucu da başına geçirerek: Şeyhimin verdiği pabuç ayağımda değil,başımda gerektir.

Rivayete göre Eşrefoğlu pabucu başına geçirince pabuç yedi yerinden çatlar. Eşrefiye tacının yedi terk (dilim) li olmasının bu olaya bağlayanlar çoktur.

Eşrefoğlu Hama’dan,şeyhinin yanından ayrıldıktan sonra İznik’e döner. Fakat halkı irşad edecek yerde silik ve münzeviyane bir hayat yaşamaya başlamıştır. Şandan ve şöhretten hiç hoşlanmayan Eşrefoğlu, kimsenin dikkatini çekmeden fakirane bir ömür sürüyor, elinden geldiği kadar halkla temas etmemektedir. Eşrefoğlu’nun bu şekildeki hayatı kısa bir süre devam ettikten sonra, Eşrefoğlu’nu tanıyan ve onun şöhretini işiten birisinin Hama’dan İznik’e gelmesiyle değişir. Bu şahıs İznik’te herkese Eşrefoğlu’nun Hama’daki hayatını, Hüseyn-i Hamevi’nin yanında seçkin durumunu,menkıbelerini
anlatmaya başlar.

Bundan sonra da halkın nazarları Eşrefoğlu’nun üzerinde toplanmaya başlamıştır. İznik halkı artık O’na hürmet ve itibar göstermekte ve peşini
bırakmamaktadır. O halkın bu büyük alakasından rahatsız olmuş ve izini kaybetmek istemiştir. Şehirden uzaklaşıp dağlara çekilir ve tekrar uzlet hayatına başlar. Fakat bu şekilde yaşayışı da uzun sürmez. Onun dağlarda dolaşmaşı bir köylünün dikkatini çeker. Onu bir suçlu sanarak yakalayıp evine getirir. Gayesi onu teslim edip ükafat almaktır. Fakat daha sonra, Eşrefoğlu’nun şöhretini duyan köylünün annesi tarafından mesele anlaşılmış, köylü de,annesi de ona mürid olmuşlardır. O yeniden şehre döner ve asıl vazifesi olan halkı irşada tam manasıyla başlar. İlk mürüdi olan köylü, Eşrefoğlu’na Pınarbaşı denilen
yerde bir tekke inşa eder. İşte bu tekkede, Kadiriliğin bir kolu olan ve kendisiyle başlayan Eşrefiliği yayarak müridlerini yetiştirmektedir.

Ünü, İznik’ten başka Bursa’yı ve civar şehirleri de kaplar. Saray çevresinde de tanına ve hürmet gösterilen bir kimse olur. Sadrazam Mahmut Paşa onun müridleri arasına girer. Ömrünün sonuna kadar
Pınarbaşı'’daki tekkeden ayrılmaz. Muhtemelen Hicri 874 (Miladi 1469) yılının Hac mevsiminde 120 yaşına yakın olduğu halde vefat eder. Tekkesinin yanında bulunan türbesine defnedilir. Eşrefoğlu’nun türbesi daha sonra Sultan 4.Murat tarafından yeniden yaptırılmış ve kıymetli çinilerle süslenmişse de, Yunan işgali sırasında Yunanlılar tarafından yıkılmıştır. Tekke ve türbesinin yanında bulunan Eşrefoğlu Camii ise halen mevcuttur.





CANIMI URYAN EDÜP

Canımı uryan edüp saldım bu aşk deryasına
Nagehan aşkın sataştım dürr-i bi hemtasına
Can u baş u din ü dünya verdim aldım derd-i yar
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına
İlm ü akl ü zühd ü takva çün h,cab oldu bana
Külli sevdadan geçüp düştünm anın sevdasına
Masivadan göz yumup gördüm anın didarını
Kendüzümden el yudum girdim fena sahrasına
Ol fenadan bir fenaya bir fenadan key fena
Key fenadan sonra eriştim anın bekasına
Bir bekadır ol beka hergiz fena irmez ana
Aklını ko gel eresin bu sırrın manasına
Akl ile aşka girilmez aşk aklı mahv eder
Akl aşkın ol sebebden gelemez yurasına
Akil ister cennet ü hur ü kusur gılman ola
Aşıkın hiç meyli yoktur cennet ü ni'masına
Aşık ol kim göresin Dost yüzünü bunda bugün
Mağrur olma zahidin ol va'de-i ferdasına
Va'de-i ferdaya göymez aşık-ı şurideler
Göz karar derd ü şer erer zülfünün karasına
Eşrefoğlu Rumi aşkdan hoş haber verdi yine
Müddeinin hiç kulak urmaz kuru da'vasına
Müddeinin her sözünde vardurur niçe garaz
Talib isen girme zinhar müddei arasına





AŞK BENİ

Aşk beni yağma kıluptur sen beni sorma bana
Ben beni bulımazım nite haber verem sana
Nuş ideliden ol harabat-ı muganın camını
Aklım esrük canım esrük ne sorarsan sır ana
Ol şarabı kim ben içtim farig-i peymaneyem
Sakisi ol baki nurdur cehd edüp eriş ana
Bu vücudum katresin bahre irürdüm mest olup
Bu kamu mevc-i deryadur direm önden sona
Suretim aşık veli içim dolu maşuk benim
Aşık u maşuk birdir hemen kalma tana
Gel bu birlik şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Bir bakıp bir göresin dağılmayasın dört yana
Ben bu birlik dediğim yokluktur anlarsan sözüm
İkilik bu varlığın komaz varasın aslına
Sen bu yokluktan kaçarsın bir işit yokluk nedir
Bir mücella ayinedir Dost yüzün görmekliğe
Eşrefoğlu Rumi ikilik defterin yaktı oda
Bir olup birlik bulup birle birliğe





Ey Allahım

Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin didarından ayırma
Seni sevmek benim dinim imanım
İlahi dini imandan ayırma
Sararıben solup döndüm hazana
İlahi hazanımı daldan ayırma
Şeyhim güldür ben anın yaprağıyam
İlahi yaprağım gülden ayırma
Ben ol Dost bahçesinin bülbülüyem
İlahi bülbülüm gülden ayırma
Balığın canını suda dediler
İlahi balığım gölden ayırma
Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlahi kulu sultandan ayırma





ELVEDA

Elveda ey mah-i taban elveda
Elveda ey mihr-i Yezdan elveda
Elveda ey afitab-ı şer'i din
elveda ey mah-i taban elveda
Gündüzün bayram idi saimlere
Her geçen bir kadr idi kaimlere
Nurdan bir tac idin alemlere
Elveda ey mah-i taban elveda
Leylet ül kadr ü berat idin bize
Hem dahi savm ü salat idin bize
Nar-ı duzehten necat idin bize
Elveda ey mah-i taban elveda
Yılda bir gez şehri seyran eyledin
Kendüzin bu halka mihman eyledir
sonra tavus gibi cevlan eyledin
Elveda ey mah-i taban elveda
Hazrete bizden şikayet eyleme
Aybımız çoktur hakaret eyleme
Eşrefoğlu'na melamet eyleme
Elveda ey mah-i taban elveda





BU GÖNÜL

Bu gönül deriçesinde yine bir nur oldu peyda
Aklımı başımdan aldı beni kıldı delü şeyda
Temamet gönül cihanın o nurun şu'lesi tutdu
Yer ü gök tecelli doldu dağ u taş u ku u sahra
Ne ki var cemi eşya nikabın götürdü yüzden
Kamusunu gördüm ol Dost ma'şuk oldu her ca
Nereye kim bakar isem gözüm anı görür ancak
Görünen oldur hem gören kanı gelsün imdi bina
Ne vücud var,ne adem,ne zaman var,ne mekan
Ne piş ü pes,ne fevk u taht,ne yesar hod yümma
Kamu vahdet oldu kesret,götürüldü nur u zulmet
Dolu arş u ferş tamamet oldu anı görmez ama
Meğer Eşrefoğlu Rumi gene kendüden varuptur
Halka bir edna kalıptır pes anındur işbu gavga




BENİM İŞBU

Benim işbı garib canım aceb düşdü bu sahraya
yolunu Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Meğer bu can bu sevdayı ezelden tuta geldiydi
Yine ol Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Bu sevda bir aceb sevda götürür başına gavga
Nicenin tac ü tahtını bu sevda verdi yağmaya
Bu sevda dediğin aşktır bu sahra dediğim dünya
Bu sahrada bı esfelden bu aşkdur ilten alaya
Niceler işbu sahrada yolun yabana bırakmış
Vatanından cüda düşmüş dolaşmış,dolaşmış bu harabaya
Veli her sevda aşk olmaz aşıklar diridir ölmez
Ölen Şol kimselerdir kim gönül verdi şu dünyaya
Bu aşkı Hak bu canlara delil olmağa gönderdi
Bulan aşk odun aşk ile hakikat erdi Mevlaya
Gel imdi bul aşkı ki bunda göresin Dost'u
Görenler muntazır olmaz bugün ol Dost'u ferdaya
Sen ey gönlü kara münkir gider inkarı içinden
Didarım gtörmeyiser der Hak ol münkir-i amaya
Eğer dersen ki aşıkım bu aşk yolunda sadıkım
Budur bu da'viye mana koyasın canı ortaya
Eşrefoğlu Rumi sen bu aşkdan her giz ayrılma
Bu aşk cuşiyledir katre taşup varduğu deryaya
Bu aşk bir derd ahıdır gidenin Hakk'a rahıdır
Bu aşka berk yapış zinhar kayıkma dünya ve ukbaya





ERİLMEZ YARE

Erilmez yare biyar olmayınca
Cihanın halkı ağyar olmayınca
Hakikat alemine yol varılmaz
Bu mülkten külli bizar olmayınca
O vahdet bahrine kimse ulaşmaz
Akup göz yaşı pınar olmayınca
Müyesser olmaz ol yarin visali
Yolunda varı isar olmayınca
Bu dünya cifesin nefs iti komaz
Gönülde azm-i didar olmayınca
Gönül cem' oluben Dost'a yönelmez
Bu dünya karı tarmar olmayınca
Gönül Dost'a özenmez derdlü olmaz
Bir ehl-i derde uyar olmayınca
Gönüle dolmaz ol yarin hayali
Hayal-i gayri yuyar olmayınca
Gönül ayinesi pasdan silinmez
Dilinde Dost tekrar olmayınca
Gönül bu aşka her giz mahrem olmaz
Tamam derde giriftar olmayınca
Cihanda kimse aşkdan haz etmez
Koyup namusu biar olmayınca
Kişi bu aşk içinde gerçek olmaz
Vefa koyup cefakar olmayınca

Cefasız kimse ermedi vefaya
Gül olmaz bellidir har olmayınca
Visal-i şerbetine kimse kanmaz
Yürek derd ile yanar olmayınca
Kime kim zerre derdi yaver oldu
Komaz aşkdan haberdar olmayınca
Ko gitsin dertsizi hayvandır ol kim
Yedilmez ana yular olmayınca
Var evvel derdli ol andan em iste
Timar yok sana bimar olmayınca
Sözünü ehl-i derdin etme inkar
Yolu bulmazsın ikrar olmayınca
Var Eşrefoğlu Rumi gibi sen de
Dolanma vasl-ı dildar olmayınca





AŞK İLE VİRAN

Aşk ile viran olan imaret ta ebed
Hardır ol her dü cihan oldu selamet ta ebed
Aşk ile aşka uyanlar göre ma'şuk yüzünü
Nef ile nefse uyan oldu melamet ta ebed
Aşık isen teni terk et canı ko canana git
Tene cana kalanın işi hacalet ta ebed
Sen vücudun safhasından yu gider benlik adın
İki cihan devletinden ol feragat ta ebed
Var riyaset bütin uşat yire sal namusunu
Halk içinde nefsi hor et bul saadet ta ebed
Çek mezellet darına kibr ü kine verme aman
Şöhreti ko külli şöhret oldu afet ta ebed
Kim ki şöhret bendine bunda giriftar olduysa
Akıbet toprak olup kıldı nedamet ta ebed
Yürü var dünya ile fahr eyleme Firavn gibi
Bitmez illa ol tefahürden şakavet ta ebed
Fakr ile fakreyle çün "Elfakrı fahri"der Resul
Mala mülke mağrur olma dime heyhat ta ebed
Cifedir dünya anın talibi itler der Nebi
Cife kovan kişinin işi hasret ta ebed
Cid eliyle can gözüne çek mücahit milini
Nefs ile hiç dostluk etme kıl adavet ta ebed
Meskenet ayinesinde bak cemal-i Dost'u gör
Hep hevalardan beri ol Hakk'a yüz tut ta ebed

Kes enaniyet peşini meskenet sikkiniyle
Kaz çıkar benlik kökünü ardına at ta ebed
İşbu yolda günde bin kez ger seni öldüreler
Teslim ol yüzün çevirme vir iradet ta ebed
Aşıka bu yolda can virmek gerek elbette kim
Şöyledir bu aşk içinde örf ü adet ta ebed
Kim ki can virmedi bunda sa'yi oldu hep heba
Gitmedi nefsinden anın hiç habaset ta ebed
Eşrefoğlu Rumi her kim pendini tutar ise
Görmeye iki cihanda ol melamet ta ebed





YİNE CANIM

Yine canım didağına erişti ol lezzet-i Dost
İki cihan gerekmez çün ele girmez fırsat-ı Dost
Bana işbu müddeiler nice ta'n ederse etsin
Hele şimdi hasıl oldu bana bunda vuslat-ı Dost
Ne yerekim bakar isem gözüme görünen oldur
Gelsin ol diyen ki yoktur bugün bunda rüyet-i Dost
Basiret gözünü açsın hakikat nazarla baksın
Görsün ol ki nice dolmuş cihana delalet-i Dost
Eşrefoğlu Rumi sana inayet erişti Hak'dan
Yedi iklimine doldu temamet muhabbet-i Dost





EY HEVASINA TAPAN

Ey hevasına tapan
Tevbeye gel tevbeye
Hakk'a tap Hak'tan utan
Tevbeya gel tevbeye
Nice nefse uyasın
Nice dünya koğasın
Vakt ola usanasın
Tevbeye gel tevbeye
Nice beslersin teni
Yılan çiyan yer anı
Ko teni besle canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen teni sandın seni
Bilmedin senden teni
Odlara yaktın canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen dünya-perest oldun
Nefsin ile dost oldun
Sanma dirisin öldün
Tevbeye gel tevbeye
Gör bu müekkilleri
Yazarlar hayr u şerri
Günahdan olgıl beri
Tevbeye gel tevbeye
Ey miskin ademoğlu
Usan tutma alemi
Esmeden ölüm yeli
Tevbeye gel tevbeye

Ölüm gelicek naçar
Dilin tanını şaşar
Erken işini başar
Tevbeye gel tevbeye
Göçer bu dünya kalmaz
Ömür payidar olmaz
Son pişmaz assı kılmaz
Tevbeye gel tevbeye
Tevbe suyuyla arın
Dimegil bugün yarın
Göresin Hak didarın
Tevbeye gel tevbeye
Eşrefoğlu Rumi sen
Tevbe kıl erken uyan
Olma yolunda yalan
Tevbeye gel tevbeye





HEP FESAD

Hep fesad işlerime
Estağfirullah tevbe
Yaman teşvişlerime
Estağfirullah tevbe
Gözümün baktığına
Gönlümün aktığına
Kulağım çaktığına
Estağfirullah tevbe
Dilimin gıybetine
Nefsimin lezzetine
Hep azam lezzetine
Estağfirullah tevbe
Bildim suçumu bildim
Döndüm Çalabım tuttum
Geldim kapına geldim
Estağfirullah tevbe
Benden suçumu sorma
Ayıbım yüzüme urma
Mahrum beni döndürme
Estağfirullah tevbe
Settarül'uyub sensin
Gaffar üz zünub sensin
Fettah ül kulub sensin
Estağfirullah tevbe
Gerçi kim günahım çok
Rahmetin dahi artuk
Asine kapun açık
Estağfirullah tevbe

Nefs bendine tutuldum
Şeytana esir oldum
Her hata kim ben kıldım
Estağfirullah tevbe
Eşrefoğlu Rumi'nin
Şol çok günahlarının
Kefaretidir anın
Estağfirullah tevbe
Tevbeyi tacil edin
Gelin cennete gidin
Ey müminler siz edin
Estağfirullah tevbe
Arzu yılanlarının
Canları soktuğunun
Tiryaki ol ağunun
Estağfirullah tevbe





NE OLAYIM

Ne olayım derviş olsam
Hoş yürüsem dervişane
Terk eylesem kibr ü kini
Yüz sürüsem irişene
Kande baksam Dost'u görsem
Daim Dost'tan haber versem
Dost Dost deyu Dost'a ersem
Gelip Dost'u soruşane
Döksem gözlerin yaşını
Artırsam bağrım başını
Bıraksam dünya işini
Azm etsem ol binişane
Kosam nefsin çirkin huyun
Hiç vermesem nefse boyun
Aşk içinde erkan ayın
Budur Dost'a gidişene
Şeyh elinden giysem kisvet
Nefs elinden kılsam feryat
Aşk elinden versem şerbet
Yanubanı tutuşane
Eşrefoğlu Rumi söyler
İle şara haber eyler
Kim ki dost'u görmek diler
Varsın Dost'a bilişene





YİNE DOST'UN

Yine Dost'un kokusu geldi cane
Yine can mest olup oldu revane
Erüp aşk leşkeri taraş edüben
Yıkıp gönlüm evin kıldı virane
Beni benden giderdi kendi geldi
Kamu mülkümü aşk tuttu şehane
Verip bu akl ü canı aşkı aldını
Gözün assı erer mi bu ziyane
Din ü dünya kamusun Dost yoluna
Virem aldanmayam küfre imane
Diseler aşkı ko al ne dilersen
Diyem aşksız cihan değmez samane
Bu aşk ağır bahalı gevher olur
Ele girmedi aşk iki cihane
Bu aşkın kıymeti yokluk olur bil
Beha yetürmediler yok olane
Çü aşkın misli yok sen dahi yok ol
Ki sana aşk ola genc-i nihane
Gözüm açtı bu aşk gösterdi yolum
Bana aşk oldu mürşid-i yegane
Nikabın götürdüm gördüm cemalin
Vücud imiş nikab olan hemane
Çü aşk oduna varlık yandı külli
Dahi kalmadı ayruk hiç bahane

Deme bu razı Eşrefoğlu Rumi
Bu sırra mahrem bigane
Bulunmaz bu cihanda doğru bir yar
Aceb olmuşdürur şimdi zemane





ZAHİDA

Zahida gel aşka uy ar eyleme
Tevhidini aşkın inkar eyleme
Zerk ü hubbün evlerin eyle viran
Gönlünü ol mülke mimar eyleme
Masiva rengin gönülden sil gider
Bir gönülde hubbü tekrar eyleme
Aşk değişdür tesbih ü seccadeyi
Bundan özge dahi bazar eyleme
Derd-i yar ile yüreğin yara kıl
Derdi artur derde timar eyleme
Sırr-ı aşkı bilmez illa aşk girü
Sana aşk besdir dahi yar eyleme
Eşrefoğlu Rumi aşka yar isen
Dilde aşktan özge ezkar eyleme





BENİM ŞEYHİM

Benim şeyhim seni Hakk'a yetürür
Nice müşkülleri onda bitirür
Muhammed'in sancağına götürür
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Giderler gazaya çalarlar satır
Daima yaparlar hoş gönül hatır
Bağdat'ta türbesi nur olmuş yatır
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Aşığın yüreği yanar tutuşur
Çiğlerin var ise var onda pişir
Her kanda çağırsan gelip yetişir
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Daim Allah ile şeyhimin işi
Dost deyince akar gözünün yaşı
Eşrefoğlu Rumi anın dervişi
Abdülkadir Rumi derler şeyhime





ESKİ YAREM

Eski yarem var idi yürekte açıldı yine
Yer yüzüne kanlı yaşım yine saçıldı yine
Yüreğimin şerha şerha yareleri bitmedi
Noldu yine noldu yine yare açıldı yine
Yine ayın yenisidir deliliğim depreşir
Akl u fikrim konağından yine içildi yine
Tevbe vermiş idi zahid aşk şarabın içmeyem
Sındı tevbem dolu dolu yine içildi yine
Dediler idi bana kim aşk kitabın okuma
Fala bakayım dedim ol sayfa açıldı yine
Terziye ısmarladım Rumi'ye zahid donu biç
Tutmadı sözümü aşık donu biçildi yine





DEVŞİR AKLIN

Devşir aklın alli ala eyleme
Sil gözün yaşın gavga eyleme
Demedim mi sana benden özgeye
Gözün açuban temaşa eyleme
Daima görmek diler isen beni
Eşiğimden özge me'va eyleme
Gahi vasl ü gahi mahcub oluben
Gah nevha vü gah telala eyleme
Özge yarin var imiş var imdi var
Dahi vaslımı temenna eyleme
Aşık isen sen de aşıklar gibi
Rumi'ye gönlünü herca eyleme





DÜŞELİ AŞKIN

Düşeli aşkın bu canım iline
Beni bıraktı bu halkın diline
Gözlerimden yaş ile kan akıtır
İlle yaşım dilemezem siline
Zira aktıkça gözümden kanlı yaş
Hoş tesellir gelir ben kuluna
Hoş yaraşır aşıka gözü yaşı
Kim ki aşıksa gözünden biline
Ben bu aşktan bir nefes ayrılmazam
Ger yüreğim şerha şerha diline
0Aşk ile ben bir demimi vermezem
Aşksızın olan ömrün bin yılına
İsmi resmi Eşrefoğlu Rumi'nin
Kül olup savruldu aşkın yeline
Kalmadı nam u nişanı zerrece
Garka varup gitti aşkın seline





HAKTAN UTAN

Haktan utan olma asi
Gel ikrar eylegil ere
Er dediğim Tanrı hası
Gel ikrar eylegil ere
Zinhar erden olma ırak
Sekiz uçmak ere durak
Etmeyesin yarın firak
Gel ikrar eylegil ere
Er gönlü dolu Hak nuru
Ere müştak uçmak huri
Ko ol münkir-i tekbiri
Gel ikrar eylegil ere
Erdir ol Hazret'e varan
Didarını şeksiz gören
Yüklülere meded iren
Gel ikrar eylegil ere
Erenleri kim sevmeye
Tamu dibinde kaynaya
Kimse şefaat kılmaya
Gel ikrar eylegil ere
Er ilter seni cennete
Hem ulaştırır rahmete
Uğramayasın mihnete
Gel ikrar eylegil ere
Aldınsa erenler elin
Doğru vardın ise yolun
Gir uçmak içine salın
Gel ikrar eylegil ere

Eşrefoğlu Rumi nola
Erenler yolunda ola
Kan bahası didar ola
Gel ikrar eylegil ere
Gerçeklere budur nişan
Gerçek anmaz can ü cihan
Hak'tan ister isen iman
Gel ikrar eylegil ere





NEFSİ ZİNDAN EYLEGİL

Nefsi zindan eylegil daim riyazethanede
Kim halas olup gidesin sen dahi ol hanade
Tak riyazet zencirin boynuna nefsin aşk ile
Ta ki nefsin devlerin getiresin imane de
Bend edip nefsi bırak açlık susuzluk çahına
Zikr kılıcın ele al gir yola merdane de
Evliya vü enbiya Hak yola böyle girdiler
Nefslerin kahrettiler kıydılar hem cane de
Çünkü cane kıydılar külli hevesden geçtiler
La mekandan da ileri gittiler seyrane de
Bend edip salmaz isen nefsi raiyazet çahına
Sen anın bendindesin hiç düşmegil gümane de
Kim ki nefsi bağlayıp kılmadı kendüye muti
Nefse firkatte giriftar oldu ol şeytane de
Nefs-i emmare diler emrinde daim olasın
Hiç itaat etmeyesin ol yüce Sultan'e de
Eşrefoğlu Rumi kim nefsi müselman ettiyse
Mürşid-i hadi olur cinne hem insane de





ŞEYHSİZ

Şeyhsiz varamazsın yolu
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Şeyhin himmetidir ali
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Bir şeyh edim yola rehber
İşbu yola şeyh ile var
Budur sana doğru haber
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Gör ol şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehri
Olma sen cebri ya kaderi
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Hak habibi iken Resul
Şeyhsiz Hakk'a varmadı yol
Kim şeyhi yok şeytandır ol
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Talibiysen Hak yolunun
Var elin tut bir ulunun
Tut pendin Eşrefoğlu'nun
Zinhar şeyhe eriş şeyhe





KOYUP AĞYARI

Koyup ağyarı sen gel yarı gözle
Gönül verme fenaya varı gözle
Cihanda lokma için gussa çekme
Yedirme nefsine murdarı gözle
Kanaat zenciriyle nefsin itin
Ki bağla yırtmasın deyyarı gözle
Gurab-ı nefse uyup cife koma
Bulup can bülbülün gülzarı gözle
Bu taşra halk ile pazarı terk et
Gönül şehrine gir esrarı gözle
Sakın Bağdad'ını uğrulamasın
Heva ile bu nefs ayyarı gözle
Ezelden Hak ile vade edüp sen
Hakk'a tap gayrı ko ikrarı gözle
Derip devşirme koyup gideceksin
Ne aldı gitti gidenleri gözle
Be derbendi geç Eşrefoğlu Rumi
Eriş kafileye saları gözle
Durugel karüban göçtü uyuma
Yabanda kaldı usanları gözle





ANIN DERDİ İLE

Anın derdi ile daim yine bu yüreğim yane
Kodu canımda aşk odun ezelden ta ebed yane
Beşarettir bana yanmak yolunda baş u can vermek
Bu bezirganlık özgedir erişmez sud u husrane
Bu aşk oldu beni yaksın tütünüm göklere çıksın
Eğer bu yüz bin canım varsa feda olsun o canane
Bu aşkın adeti yakmak ölür aşıkları daim
Şu kim aşk oduna yanmaz yazıldı adı hayvane
Anın aşkı bana yardır dilimde adı tekrardır
Gönül kevnine vermezler nazar kıl ehl-i irfane
Anın aşkı kime düştü dağıldı tadbiri şaştı
Mekanı lamekan oldu kılur kendini virane
Sefer kılur vücudunda bu aşkın taciri daim
Erer pazarına aşkın verir bin canı bir cane
Hayatın ruh ile sanman bu uşşakın eya gafil
Tecellisine ma'şukun bular can verdi şükrane
Gerkse zahid ü abid ol Eşrefoğlu Rumi sen
Çü vasıl olmadın Hakk'a yazılmaz adın insane
Ey aşıklar ey sadıklar ey esrükler ey ayıklar
Kayurmaz can u başından girenler işbu meydane





ANIN DERDİ İLE

Anın derdi ile daim yine bu yüreğim yane
Kodu canımda aşk odun ezelden ta ebed yane
Beşarettir bana yanmak yolunda baş u can vermek
Bu bezirganlık özgedir erişmez sud u husrane
Bu aşk oldu beni yaksın tütünüm göklere çıksın
Eğer bu yüz bin canım varsa feda olsun o canane
Bu aşkın adeti yakmak ölür aşıkları daim
Şu kim aşk oduna yanmaz yazıldı adı hayvane
Anın aşkı bana yardır dilimde adı tekrardır
Gönül kevnine vermezler nazar kıl ehl-i irfane
Anın aşkı kime düştü dağıldı tadbiri şaştı
Mekanı lamekan oldu kılur kendini virane
Sefer kılur vücudunda bu aşkın taciri daim
Erer pazarına aşkın verir bin canı bir cane
Hayatın ruh ile sanman bu uşşakın eya gafil
Tecellisine ma'şukun bular can verdi şükrane
Gerkse zahid ü abid ol Eşrefoğlu Rumi sen
Çü vasıl olmadın Hakk'a yazılmaz adın insane
Ey aşıklar ey sadıklar ey esrükler ey ayıklar
Kayurmaz can u başından girenler işbu meydane





EYA GAFİL

Eya gafil aç gözünü bir bak bu dünya haline
Hiç kimse geldi mi bunda düşmedi ecel eline
Niceleri Sultan edip tahta çıkardı bir zaman
Ahır yere vurdu anı irgürmedi visaline
Bu dünyayı benim sanup zinhar buna verme gönül
Nice senin gibilerin gülüp geçti sakalına
Bu fenaya aldanmagıl ol bekanın kaydı görgil
İşbu geçer dünya için girme halkın vebaline
Gör gör bunu fenasını çekme zinhar belasını
Tiz tiz nice noksan erer bir bak bunun kemaline
An şol günü yer devrile gökler çatlayıp yarıla
Mahluk bir yere derile İsrafil suru çalına
Atan anan kardaşların yad olup senden ayrıla
Şol ettiğin zulumlerin hep dadı senden alına
Şol dünyaya benim diyen atlar binip harir giyen
Kara toprak olup yatır kimse bilmez ki hali ne
Arif olan baktı gördü bunun mekr ü hilelerin
Bir parmağın da banmadı bunun ağulu balına
Buna gönül verenlerin ahır mağbunluktur işi
Akil olan aldanmadı bunun yalnış hayaline
Eşrefoğlu Rumi sen de ahir toprak olısarsın
Toprak olmadan toprak ol aldanma anın aline
Seni yavuz sananlara sen hayır dualar eyle
Kim kime ne sanır ise ahır geliser yoluna





GÖZÜN AÇ

Gözün aç imdi uyan
Tevbeye gel tevbeye
Gaflet uykusuna kan
Tevbeye gel tevbeye
Nice bir nefs arzusu
Nice dünya kaygusu
ya nice nice isyan
Tevbeye gel tevbeye
Ey dünyayı cem'eden
Sonra koyuban giden
Olmadın sen peşiman
Tevbeye gel tevbeye
Verme dünyaya gönül
Nefsi ko Hakk'a ol kul
Tab ziyanı assı sen
Tevbeye gel tevbeye
Ne yatarsın tururu
Korku çoktur ilerü
Nagah göçer karüban
Tevbeye gel tevbeye
Gelenler kamu gitti
Sevdiğini terk itti
Girdiler kabre uryan
Tevbeye gel tevbeye
Dervişliğin yoluna
Aşk ile geldin ise
Geç bitmez endişeden
Tevbeye gel tevbeye

Eşrefoğlu Rumi sen
Nefsine ver tevbeyi
Nefsin eyle müslüman
Tevbeye gel tevbeye





HER KİM

Her kim der ise daim
La ilahe illallah
Gönlünde dura kaim
La ilahe illallah
Endişesi Hak ola
Gönlü nur ile dola
Mahşeredek dey'gele
La ilahe illallah
Şu dem ki göçe canı
La havfı ola şanı
Çürütmeye hiç teni
La ilahe illallah
Aldatamaya şeytan
Munisi ola Rahman
Hem kurterıser iman
La ilahe illallah
Ol gün ki kare yüzler
Hem söylemeye sözler
Hoş hüccet olup söyler
La ilahe illallah
Var Eşrefoğlu Rumi
Terk etme bu kelamı
Değil aleddevamı
La ilahe illallah
Cehd eyle masivayı
Tarih edergör gönülden
Tevhide can u dilden
La ilahe illallah





BANA DERDİN

Bana derdin gerek derdin
Niderem mal ü ni'mayı
Bana aşkın gerek aşkın
Gerekmez özge gavgayı
Yeter bu başta bu sevda
Gerekmez bir dahi gavga
Muhammed Mustafa'dandır
Süre geldim bu sevdayı
Zehi gözler ki görürler
Cemali gülşenin Dost'un
Zehi tuti ve bülbüller
Ederler hoş temaşayı
Melamet yolunu tuttum
Selamet mülküne yetdim
Bu aşıklar makamıdır
Komazlar buna ra'nayı
Beni kodum ana gittim
Anın ile ana yetdim
Bu Rumi kuludur anın
Kim bile bu muammayı





ZEHİ BAHTLU

Zehi bahtlu şu canlar kim
Bulur anın visalini
Zehi devketlu gözler kim
Görür anın cemalini
zehi baht u saadetler
Zehi lutf u inayetler
Zehi şad u beşaretler
Ki işitir kelamını
Zehi tuti vü kumriler
Ki vasl-ı sükkerin yirler
Didara karşu dururlar
İçip kevser şarabını
Zehi bülbüller öterler
anın didarına karşu
Zehi aşıklar okurlar
anın hüsn-i kitabını
İlahi sen müyesser kıl
Bu Eşrefoğlu Rumi'ye
Ki ol meclis-i alide
Dura kavşura elini





SAFA İSTER

Safa ister isen terk et safayı
Vefa ister isen ko bi vefayı
Mahabbet şerbetin bir zerre içir
Ki hasta gönlüne bula şifayı
Bugün bu nefs muradın terk edersen
Yarın görmeyesin hergiz cefayı
Kuru ekmeğe doyurmadı nefsin
İşittin Hak habibi Mustafa'yı
Doyurma nefsini türlü taamla
Muhammed yer idi yavan gücayı
Tenini bezeme türlü don ile
Resul giydi müdam eski abayı
Sen ümmetsin uyuma gaflet ile
Ol ihya eder idi her geceyi
Sözün sanadır Eşrefoğlu Rumi
Sakın dünyaya uydurma hevayı
İde gör nefsine zecri kayurma
Ölümden öndin ölüp bul bekayı





ANIN AŞKI

Anın aşkı gerek bana
Gerekmez dünya ukbayı
Ki aşktır maksudum ancak
Kodum cümle temennayı
Mahabbet tadın evvelde
Kodu canım dimağında
Kamudan el çekip bu can
Anıp ister bu Mevlayı
Muhib mahbub mahabbet bil
Hakikatte bular birdir
Anınçün anı sevenler
Kodular külli sevdayı
Anın derdini bilmeyen
Cihanda nesne bilmedi
Gerekse varsın ol yüz yıl
Okusun ağ u karayı
Anın aşkı kitabından
Şular kim okudu bir harf
Hep ismi resmi mahvoldu
Unuttu hep masivayı
Ben ol şahbaz-ı kudsiyem
Kolundan uçtum ol şahın
Şikarım sürüp götürdüm
Kim avladım bu sahrayı
Avın aldım yine döndüm
Varıp şah koluna kondum
Cemaline bakıp her dem
Ederim hoş temaşayı

Ben ol serbaz-ı ünsiyem
Yolunda can u baş verdim
Bu gün gördüm ayan anı
Kodum va'de-i ferdayı
şerab-ı layezaliden
İçip hayran u mest geldim
Sözüm mestane anınçün
ider nükte-i garrayı
Niderim şol dili ben kim
Anın söylemeye razın
Niderim şol gözü ben kim
Ki görmeye dilarayı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Bu razı arife söyle
Ki her bir bihaber ami
Ne bilür bu muammayı





ŞULAR KİM

Şular kim Dost elinden içti camı
Olar bilmedi hergiz has u ammı
Olar esrükdürür daim ayılmaz
Olar fehmeylemezler subh u şamı
Olarda din ü dünya tadbiri yok
oların fikri Hakdır vesselami
Olar varlıkların Hakk'a verüptür
Oların Hak ile daim kıyamı
Olar bilmez yecuz u la yecuzü
Olar mezheb edinmez bir imamı
Oların gönlüne Hak şöyle dolmuş
Unutulmuş iki cihan tamamı
Oların varlığın Hak şöyle almış
Hemen kalmış buların halka namı
Olara kaorku yok iki cihanda
Olar görmeyiser dar-ı melamı
Olar iki cihandan geçtiğiyçin
Bulara verdi Hak Dar üs selam'ı
Olar Arşı ve Kürsü bir nefeste
Gezüp seyran ederler Rum u Şam'ı
Sebeb bunlar bu yer gök durduğuna
Bu mahlukun bularınla nizamı
Buların şanına geldi Resul'e
Ki "la havfün aleyhim" Hak kelamı
Buları Eşrefoğlu Rumi'ye sor
Buları sana göstere temamı





ARİF OL

Arif ol kim bilesin esrarını
Bu gözünle göresin envarını
Heşt Bihişt'den fariğ ol can terkin ur
Bunda bul yari bugün ko yarını
Kim ki bunda bulmak ister yarini
Varsın ol hep yare versin varını
Yarini yarına koyan kimseler
Bellidir terk idemez ağyarını
Her kim ağyara uyup yari kodu
Ta ebed görmeye ol dildarını
Yare yar olmak gerek yar isteyen
Yar içün komak gerektir arını
Bunda bugün yare sen yar ol dahi
Fariğ ol var kim bulur yar yarını
Gayrıyı terk et ki ayne eresin
Yuyasın ayniyle gayrın barını
Yardan ayrı bir nefes olmayasın
Çün veresin yara gönül şarını
Kande baksan yarı göresin heman
Görmeyesin bir dahi deyyarını
Arif anladı vü gafil tanladı
Eşrefoğlu Rumi'nin sözlerini





BİR BEN

Bir ben seni seven değil
Cümle alemdir sevici
Yüz bin ola her köşede
Yoluna canlar verici
Ben kim olam seni sevem
Ya yoluna canım verem
Sevenleri göriceğiz
Ben de bir boynun eğici
Varın sorun mürşitlere
Varmıdır bu derde çare
Hiç olur mu Dost'a ere
Düşman ile dost olucu
Düşman dediğim nefsindir
Şol tama' ile hırsındır
keser tama' tamarını
Dost'a aşıkım deyici
Aşık nefsine uymadı
Canını verdi doymadı
Kim ki canına kıymadı
Oldur ol yalan da'vici
Aşık kendüden el yudu
Dünya vü ahreti kodu
Hiç anmaz bilişi yadı
Kendüzün yoğa sayıcı
Durmaz akar gözü yaşı
Hiç onulmaz bağrı başı
Ah ile zar olur işi
Kimse yok halin sorucu
Eşrefoğlu Rumi gibi
Şöyle mücrim eksikli kul
Arasalar bulunmaya
Nefsi hevasın koyucu
Yani ol da aşıkım der
Doyunca yer yatar uyur
Nefsine dileğin verir
Zi utanmaz laf urucu





AŞK İLE

Aşk ile ol aşıkı
Sıdk ile ol sıdıkı
Mahbubudur Halıkı
Sultan Abdülkadiri
Aşık olan ülfete
Irak demez Bağdat'a
Kadrin bilir ziyade
Sultan Abdülkadiri
Devlet dilersen devlet
İzzet dilersen izzet
Eşiğinde kıl hizmet
Sultan Abdülkadiri
Eşrefoğlu Rumi
Dervişlerin mahremi
Evliyalar hemdemi
Sultan Abdülkadiri





EY ACEB

Ey aceb bilsem nedir Yarab bu derdin çaresi
Gün gün artar hiç onulmaz yüreğinin yaresi
Yüreğimin yaresine hiç tabib kılmaz ilaç
Ey aceb var mı dahi benim gibi biçaresi
Çaresi biçareliktir yine bu derdin heman
Çün bela burcundadır aşıkların seyyaresi
Gözü yaşlı bağrı başlı yüreği delik delik
Olmuşam alem içinde aşkının avaresi
Her kim inler bu beladan varsın ol aşık değil
Görsün ana neyleyiser nefsinin mekkaresi
Dünyayı mekkareye her kim dolaştı ta ebed
Gitmedi gitmeyiser anın yüzünün karası
Her kimin gönlünde zerre denli dünya hubbü var
Anı mahrum etti bilsin nefsinin emmaresi
Dost yolunda aşıkı ger kılsalar yüz bin pare
Dönmeye Dost Dost deyü çağıra her bir paresi
Eşrefoğlu Rumi bu derde giriftar olalı
Düştü bu deryaya kim yoktur anın kenaresi





BENCİLEYİN

Bencileyin yüzü kara
Gelmemiştir hiç bir dahi
Ben ettiğim yazukları
İtmemiştir hiç bir dahi
Daim işim nefs arzusu
Silinmedi gönlüm pası
Bencileyin Hakk'a asi
Olmamıştır hiç bir dahi
Geydim dervişler donunu
İlla varmadım yolunu
Yolu ben azduğumlayın
Azmamıştır hiç bir dahi
Ömrüm erişti ahire
Dürüşmedim hiç bir hayra
Bencileyin gönlü kara
Gelmemiştir hiç bir dahi
Her amelim dolu riya
Layık işim yok Tanrı'ya
Bu ben düştüğüm korkuya
Düşmemiştir hiç bir dahi
Adem donun donanmışam
hayvanleyin dirilimişem
Öyle kim nefse uymuşam
Uymamıştır hiç bir dahi
Bezirganlığa gelmişem
Geçmez metai almışam
Öyle kim ben aldanmışam
Aldanmadı hiç bir dahi
Eşrefoğlu Rumi nide
İşbu derdi ile gide
Öyle kim ah u zar ide
İtmemiştir hiç bir dahi





YİNE AŞK

Yine aşk elçisi geldi erişti
Yine aşk kadehin can dolu içti
Yine cuş eyledi canımda aşkın
Yine mevc urdu dürler taşra saçtı
Yine Mansur'layın hayran u mestiz
"Enel Hak" sırrını bu halka açtı
Yine ismim tılısımın bozdu aşkın
Yine canım kuşu pervaze uçtu
Yine canım hüması şahin var
Şikarın lamekana sürdü geçti
Mekansız lamekanda seyrederken
Nişansız binişan saydına düştü
Yine bu Eşrefoğlu Rumi yine
Buluştu dost'a canın saç u saçtı





ARİFE SORGIL

Arife sorgıl eğer sorar isen bu haberi
Sana arif verir ol senden içeru haberi
Haberi ister isen kim vereler can ile sor
Ki tene zahir olup gele belire eseri
Eseri can ile gönle erişip eyledi mest
Ol esreden yitirür Hallac-ı Mansur bu seri
Seyr ile bitmeye işin bu yola bakma güzaf
Mürg-ı ruhun döküser bunda nice bal u peri
Per-i akl ile uruc eyleyüp irmeye beşer
Kim anın nuruna doymaz ne melek ne beşeri
Beşeri sıfatı yak aşk oduna zerre koma
Gerü kendi gözün ile yüzüne kıl nazarı
Nazaro olalı ol binazarın Rumi sana
Gözetir oldu gözün daima Şam u seheri
Seheri gözler isen Eşrefoğlu ile bile
Ten ü candan geçüben Dost'a idesin seferi





CEMİ'-İ

Cemi'i enbiyalardan
Muhammed cümlenin şahı
Yüzü nurundan almışalar
Felekler şems ile mahı
Yedi kat gökleri geçti
Kadem arş üstüne bastı
Erişti kabekavseyn'e
Tvaf eyledi dergahı
Anın seyri sülukundan
Melekler aciz olmuşalar
Ki bin yılda varamazlar
O dir demde varıp rahı
Vereydim canımı kurban
Senin yoluna ey Ahmed
Aceb bir kez yüzün görsem
Seher vakti sehergahı
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin
Günahı çokdürür gayet
Şefaat kıl ya Muhammed
Yüzün şems ü kamer mahı





DÜN Ü GÜN

Dün ü gün durma zikr et ol Hüda'yı
Ki anın zikri verir cana safayı
Bu fani ömrü Dost yoluna harc et
Dilersen bulasın ömr-i bekayı
Belasını anın baş üzre çek kim
Diye Dost dahi sana "dost biyayi"
Sözün işitme değme bir habisin
Refik edinme her bir binevayı
Nice bir nice bu tenperver olmak
Nice kılmak bu nefse merhabayı
Meğer gergessin avın oldu murdar
Hemin sayd idemezsin sen hümayı
Cihan yüzüne geldiğine bakma
Döner yüzü eder bir gün cefayı
Dilersen Hak kıla sende tecelli
Gönülde koma hergiz masivayı
Meleklerden öte seyran gerekse
Bu cismin sıkletine kıl devayı
Gözünden sil enaniyet sebalin
Dolu Hak göresin arz u semayı
Bu aşk bahrinde Eşrefoğlu Rumi
Çıkardı dürri ol giran behayı
Bu deryanın kenarın bekle zinhar
Ko bir türlü dahi tedbir ü rayi
Bu gevher eline düşe gümansız
Edesin Hakk'a hamd ile senayı





SENİ SEN

Seni sen yavı kıl kulli
Dilersen bulasın anı
Muhal olur anı bulmak
Tetirmeyince sen seni
Bikülli varını terk et
Gedersen ana sensiz gir
Bu yolun pasbanı çok
Geçirmez sen ben olanı
Ana ermeğe can vermek
Gerek iki cihan olmaz
Ezelden böyle kalmıştır
Bu yolun ayin erkanı
Anı bulmak dilersen var
Öligör ölmeden zinhar
Ecelsiz ölmeyince bil
Kimesne bulmaz ol hanı
Harab et yık makamını
Değiş adını sanını
Sana bir göz açıla kim
Göresin şah u sultanı
Eğerçi senden ol ali
Anın senden gider yolu
Seni bil sen seni bil ta
Bilesin ol yüce canı
Seni sen ten ü can sanma
Ya akl u nefs gönül sanma
Ya ademdir deme değme
Beşer surette hayvanı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Seni ko Dost'a git Dost'a
Bu varlıktan fena olgıl
Dilersen bulasın anı





HAKK'I SEV

Hakk'ı sev Hak sevenlerden tolundurmaz cemalini
Veli sevmeyene hergiz tadırmaz vasl-ı balını
Budur bil adet-i Mevla sevmez sevmeyeni asla
Kovar kurb-imcivarından eder buğ'd u azabını
Tamu odundan artuktur anın ayrılığı odu
Yanmasın kimesne oda bu ayrılık firakını
Bana ansız gerekmez cen bana ansız ne din iman
Cemal-i kabesin buldum iden hoş bir tavafını
Bana iman ü din oldur sevem hem ben anı kamil
Ki kıble edinem daim anın zülf-i siyahını
Bu akl u bu gönül bu can bu mal u mülk bu hanüman
Kamusunu verdim aldım anın aşkı belasını
Bana ne ilm ü ne fetva bana ne zühd ü ne takva
Beni şüride vü şeyda içirdi aşkı camını
İçip camını mest oldum "Enelhak" demini urdum
Ne beni ne anı bildim veremezem nişanını
Ki ondan yine bir camı dolu sundu ve içirdi
Beni bir sahva çıkardı ki aldan seçtim alını
Şarab-ı safi içildi alından alı seçildi
Yüzünden burka açıldı ayan eyledi razını
Bu razı ol bilir kim aşk anı mahv u fena kıldı
Fenasız ömre erişti bulup Dost'un bekasını
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin sözün arif bilür arif
Ne bilsün değme bir nadan bu uşşakın kelamını





AŞKIN GAMIN

Aşkın gamın bile çekmeğe bana bir yar bulunmadı
Avare olup yürürüm uş bir karar bulunmadı
Düşdüm gamın denizine mevcileri aştı başımdan
Heyhat ümidim gemisine bir kenar bulunmadı
Sırrımı can u gönül ki dilerdi taşra bıraka
İlla ki mahrem olmağa razıma deyyar bulunmadı
Vaslın şikar idem deyu düşdüm aşkın hevasına
Aşkın içinden beladan özge şikar bulunmadı
Ol gün ki bu aşkın ile doldu canım hasta mecruh
Günden güne artar dahi derdine timar bulunmadı
Derd ü firak u firkat içinde kaldım ey dirig
Ey vay intizarım gicelerine bir seher bulunmadı
Doymadı bu can hicrine diler kim bir sefer kıla
Çünki ikamet içinde vaslına zafer bulunmadı





YİNE BU

Yine bu dertli gönül
Kaynadı taşa geldi
Aşk denizinin mevci
Başımdan aşa geldi
Sabrım kararım gitti
Aşk sırrımı faş etti
Ben dahi diyem şunu
Kim garib başa geldi
Ol benim gönlüm alan
Canıma canan olan
Hem beni deli kılan
Önüme düşe geldi
Ansızın olımazam
Buldum ayrılamazam
Ansız bu aklım bilmem
Tedbirim şaşa geldi
Siz şöyle sanmanuz kim
Ben şimdi aşık oldum
Canım ezel gününde
Aşka ulaşa geldi
"Kalü bela" denmeden
"Elest"den ileriden
Türlü mihnete aşık
Anda dolaşa geldi
Şol ben aşıkım diyen
Ol yalan dava kılan
Nefse dileğin veren
Bana temaşa geldi

Aşık hu nefse yagı
Nefsin kovarın sağı
Nefs ile aşık canı
Bunda savaşa geldi
Derd ü bela gözgüsün
Gözlerken dünün günün
Dost yüzüne can gözü
Ansızın tuşa geldi
Gerçi kim nihan geldi
Can gözü iyan gördü
Münkir münafık sandı
Ta'birli düşe geldi
Eşrefoğlu Rumi'nin
Varlığı hepsi senin
Her ne kim senden geldi
Canıma hoşa geldi





CİHANI HİÇE

Cihanı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk
Elinde sükkeri ayruğa sunup
Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk
Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ona tutmaktır adı aşk
Bu alem sanki oddan bir denizdir
Ana kendini atmaktır adı aşk
Var eşrefoğlu Rumi bil hakikat
Vücudu fani etmektir adı aşk




YÜREĞİME ŞERHA

Yüreğime şerha şerha yareler urdu bu aşk
Garet etti gönlüm ilin yağmaya urdu bu aşk
Şimdi hakim gönlümün iklimine aşktır benim
Akla nefse tene cana hükmünü sürdü bu aşk
Her sıfat kim nefsin ü aklın ruhun var idi
Tartdı Seyfullah yürüdü kamusun kırdı bu aşk
Bu gönül hücrelerini tahliye kıldı kamu
Ademiyyet noktasından sildi süpürdü bu aşk
Kendi varlığıyla külli varlığım mahv eyledi
Dost gözüyle baktı ol Dost yüzünü gördü bu aşk
Çün fena darında menlik Mansur'u berdar eyledi
Dost eşiğinde "Enelhak" nevbetin urdu bu aşk
Dün gün Eşrefoğlu Rumi derdin artar pes neden
Zahmine hod Dost elinden merhem irgördü bu aşk





CEFA VÜ

Cefa vü renc ü ihnettir adı aşk
Firak'ı derd-i firkattır adı aşk
Verüp rahatları mihnetle alıp
Dün ü gün ah u hasrettir adı aşk
Bir oddur kim cana düşmüş yanadur
Yürek oldu hararettir adı aşk
Kararı yok bu aşkın bi karardır
Ki dürlü dürlü halettir adı aşk
Münezzehtir gehi iki cihandan
Dükaliden ferağattir adı aşk
Gönülde derd-i yar ancak hemindir
Bu halktan kamu uzlettir adı aşk
Bu aşkı kimse vasfetmez dil ile
Gam u gussa vü hayrettir adı aşk
Sıfattır ma'şuka bu aşk-ı aşık
Ki aşk u maşuk bir zattır adı aşk
Bu aşkı ol bilirkim aşık oldu
Nice tevhid-i vahdettir adı aşk
Sorarsan aşkı Eşrefoğlu Rumi
Tamam Dost ile vuslattır adı aşk




HER KİME

Her kime kim şule bıraktı bu aşk
Aleme düpdüz anı çaktı aşk
Atlası çıkardı giydirdi palas
Tahtlarından şahları yıktı bu aşk
İki alemde gönül bağlamadı
Her kimin kim gönlüne aktı bu aşk
Yazılarda Mecnun'u hayran kodu
Leyli'ye çün bir nazar kıldı bu aşk
Hem de oldu bir nefes Mansur ile
Boynuna urganını taktı bu aşk
Harut'u Marut'u indirdi yere
Zühreyi aldı göğe çıktı bu aşk
Nicelere bağladı zünnarını
Zühd harmanını oda yaktı bu aşk
Eşrefoğlu Rumi aşka pek yapış
Çün sana da geldi yolaktı bu aşk





OL ZAMAN

Ol zaman kim ben ol Dost'tan ayrı düştüm oldum ırak
Hasret ü derd ü ah ile çok ağladım tuttum firak
İstedim yedi iklimi ne Rum'u kodum ne Şam'ı
Gezdim yürüdüm temamı başım açık yalın ayak
Yer mi kodum istemedik adem mi kodum sormaduk
Aç ve susuz halvetlede zari kılur idim yavlak
Kimse halim bilmez idi derde derman kılmaz idi
Derdim kime söyler isem der idi bana ahmak
Derdim benim ol yar idi alem bana ağyar idi
Gözüm yaşı revan olup akardı sanki bir ırmak
Derdim bulam mı ben anı komuştum ortaya canı
Her kim görür ise beni delidür der idi mutlak
Ne uslu ne delü idim ne diri ne ölü idim
Dost fikriyle dolu idim endişem Dost idi ancak
Dost Dost deyu gider idim Dost kandedir sorar idim
Dost haberin verenlere iderdim yüzümü toprak
İsteyürek buldum eri gerçek ere sordum yari
Didi yeter ettin zari Dost sendedir sen sana bak
Yürü halvet eyle seni senden zerre koma seni
Senden gidericek seni Dost sende edüben durak
Tutdum ol erin sözünü çevirdim benden yüzümü
İzledim kendi özümü benden bana göründü Hak

Gördüm alem Dost'tan dolu geldi bana der ol ulu
Var imdü sen şimden gerü sen ben defterin oda yak
Yaktım oda defterleri terk ettim ol tertipleri
Gördüm ki key hicap imiş aşıklara bu kara ak
Geçtim bu akdan karadan ikiliği sürdüm aradan
Birliğe yetdüm Dost ile birlikte okudum sebak
Eşrefoğlu Rumi gibi bu yola gerçek isen
Ta aşıklar arasında sana da dirler sadak
Bilesin bu muammayı yermeyesin yoksul bayı
Bir bakasın hass'a amma'a tutmayasın kimseye tak





DOST YOLUNA

Dost yoluna gidenlere eyidem nice gitmek gerek
Kimin ile yoldsş olup kimleri terk etmek gerek
Evvel mürşid elin tuta kalmaya dünya ahrete
Hiç demeye halim nite bildiğin unutmak gerek
Çeke bu yolun zahmetin rahat bile her mihnetin
İki cihan saadetin cümle hiçe satmak gerek
Nefsine zecr ide kati hiç anmaya akıbeti
Dost'a bulmağa vuslatı dünü güne katmak gerek
Meşgul ola riyazete bel bağlaya ibadete
Müştak olan hazrete ne uzanıp yatmak gerek
Şol kim geçe kendisinden ne canın ana ne hod ten
Cansız gider Dost'a giden dahi diyem nitmek gerek
Canlular varamaz yola canum diyen yolda kala
Can terk edip Dost'u bula candan sefer etmek gerek
Eşrefoğlu Rumi yarfı sevenlerin budur karı
Ol dost için ağuları sükker gibi yutmak gerek





BEN DOST

Ben Dost hevasına düştüm
Özge heva neme gerek
Başımda Dost sevdası var
Dahi sevda neme gerek
Ey zahid-i dünya perest
Var zühdünü arz eyleme
Ben aşık-ı şurideyem
Zerk u riya neme gerek
Ben Dost yolunda nakdümü
Hep oynayıp öldürmüşem
Çün gitti külli varlığım
Havf u reca neme gerek
Ben laubali giderim
İki cihanı niderim
Meylim yok sekiz uçmağ'a
Pes masiva neme gerek
Ben uykumu fikretmezem
Düş görüp tabir etmezem
Ben gelmezem ben gitmezem
Beka fena neme gerek
Ben mest-i ezel gelmişem
Ben ta ebed mest giderim
Hiç ayılmaz esrüklüğüm
Zühd ü takva neme gerek
Ben Dost ile peymanımı
Elest'den ön berkitmişem
Ben Dost'u ıyan görmüşem
Hayal u rüya neme gerek
Gerçi suretde insanım
Ben sultan-ı ins ü canım
Ben fariğ-i dü cihanım
İşbu gavga neme gerek
Ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Ben bakiyem ben kadimem
Ben ol mür-i lahutiyem
Arz u sema neme gerek




GER KADİMİ

Ger kadimi Dost gerekse ol kadimi iste bul
Andan özgesinden arın var anın derdiyle dol
Andan ayrı hep fenadır baki oldur layezel
Dün üzgün sen hizmet eyle var ana gerçek kul ol
Kim ana gerçek kul olsa ta ebed azad olur
Hiç zeval ermez ana çün Dost anı kıldı kabul
Dünyanın lezzetine aldanma kim tizcek geçer
Heşt behişt'ten fariğ ol kim bulasım Hazret'e yol
Var götür külli hevesten gönlünü ey yol eri
Varlığın yokluğa değşür ölümünden öndin öl
Ölümünden öndin ölendir bugün Dost'u gören
Bu sözüm hakdır inan öyle buyurdu Resul
Bundan içeru dahi sözüm var diyem anlar isen
Var seni külli yitir ta sen gidesin kala ol
Andan anın gözi ile bak her neye bakar isen
Hak görüne sana külli fevk u taht u sağ u sol
Eşrefoğlu Rumi'nin tut pendini talip isen
Hak nuru ta gönlüne senin dahi ide nüzul





BU DÜNYAYA

Bu dünyaya verme gönül
Dünya sana kalır değil
Dünya seven dost katına
Yüz akıyla varur değil

Bu dünyanın mahabbeti
Şol ağulu bal gibidir
Ağusun bilen ol bala
Parmağını banar değil

Bu dünyanın zehri katı
Cana erer mazarratı
Zehrini bilmeyen bunun
Kenduyü sakınur değil

Bu dünyayı derip yığma
Ahır koyup gitsen gerek
Koyup gideceğin sanan
Dünyayı devşürür değil

Aşıkların gönlü kuşu
Düşmez dünya tuzağına
Gerçek eren bu dünyayı
Hiç muhale alur değil

Ol Hak habibi Mustafa
Bu dünyaya cife dedi
Ol kim ussu olan kişi
Cifeye aldanur değil

Pes yine mahrem olmağa
Şaha bir şahbaz gerek
Yoksa değme kuş avlayan
Ulu şaha varur değil

Eşrefoğlu Rumi sen de
Eğer şaha mahrem isen
Himmetin gözüne kevneyn
Zerre denlu gelür değil





GEL BU AŞKIN

Gel bu aşkın şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Gel bu aşk ile başını ta ebed hoş eylegil
Gel beru gel aşk elinde dolu peymane getür
Gel bu mecliste bu gün sen canı sarhoş eylegil
Gel bu aşıklar önünde yere sal namusunu
Gel bu zühdü aşka değiş aklı medhuş eylegil
Gel bu aşk pazarına gir yoğa sat hep varını
Gel beru külli hevesden gönlünü hoş eylegil
Gel bikülli masivadan yüz çevir yum gözünü
Gel bugün can gözün aç Dost yüzüne duş eylegil
Gel bu aşk ile bugün katreni deryaya ilet
Gel beru derya ile derya olup cuş eylegil
Gel bu aşk deryasının dermek dilersen dürlerin
Gel bu Eşrefoğlu Rumi sözlerin guş eylegil




CANLAR CANIN

Canlar canın ister isen bu cism u candan fariğ ol
Gerçek Hakk'a aşık isen iki cihandan fariğ ol
Bu meydana girdin ise nefsin boynun urdun ise
Kibr u kini sürdün ise dost u düşmandan fariğ ol
Aşk şerbetin içtin ise can gözünü açtın ise
Dost ile buluştun ise assı ziyandan fariğ ol
Gafletten ayıldın ise kendözüne geldin ise
Fesad işetn döndün ise tertip düzenden fariğ ol
Ölmezden evvel öldün ise ger sen sni bildin ise
Yola boyun verdin ise bu ad u sandan fariğ ol
Mürşid elin tuttun ise dünyayı terk ettin ise
Hak sözün işittin ise veren elinden fariğ ol
Eşrefoğlu rumi sen de eğer gerçeklerden isen
Fariğ ol bu cümlesinden kevn ü mekandan fariğ ol




KARARI KALMADI

Kararı kalmadı canın
Nidem pes azm-i yar idem
Yıkam bünyadını nefsin
Dağıtam tar u mar idem
Düşem derdine ol yarin
Uram terkine ağyarın
Visaline bu hicranın
Ola bin can isar idem
Tasarrufdan elim çekem
Varam bir kuşede çökem
Dün ü gün gözyaşı dökem
İşim ah ile zar idem
Bana aşk oldu çün hadi
Gönülde urdu bünyadı
Koyam bu ehl ü evladı
Beni aşka uyar idem
Nice gurbet nice firkat
Nice bu halk ile ülfet
Bulamadım beni halvet
Ki bu derde timar idem
Uram aşk odunu cana
Nite ki yane pervane
Olam şöyle ki divane
Melamet ihtiyar idem
Belasın nuş idem aşkın
Sadasın guş idem Dost'un
İrem şahin varam Şahın
Cemalini şikar idem
Teallük katidem benden
Geçem bu can ile tenden
Tevelli çün gele andan
Benim nem var ki var idem
Var Eşrefoğlu Rumi var
Öligör ölmeden zinhar
Bu derde bu olr timar
Ki daim derd-i yar idem





YÜZÜNÜ GÖRELİ

Yüzünü göreli hayran olmuşam
Bilmezem ben ben mi ya sen olmuşam
Düşmüşem aşk bahrine gavvas olup
Bahr içinde gevhere kan olmuşam
Zahirde gerçi fakirem natüvan
Batında kevneyne Sultan olmuşam
Kaf ber kaf hakimem hükmeylerem
Mühr elimdedir Süleyman olmuşam
Gulgulemle yerler gökler doludur
Ben hemin dillerde destan olmuşam
Mümine ikrarı sıdk ile safa
Münkire inkar u tuğyan olmuşam
Eydün ol dertlilere gelsün beri
Kim bugün her derde derman olmuşam
Sırrımı bilmez benim ins ü melek
Sırr içinde kim ne pinhan olmuşam
Gerç kim ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Cümlenin isteği ben olmuşam





BUGÜN İŞBU YOLA

Bugün işbu yola merdane geldim
Visali şem'ine pervane geldim
Elime aşk çevkanını aldım
Top edip başımı meydane geldim
Ezel nuş etmişem aşkın şarabın
Ebed ayılmazam mestane geldim
Susamış canları kandırmak için
Elimde dop dolu peymane geldim
Kayırmazam hezaran müddeiden
Anın aşkıyla çin bigane geldim
Namusum şişesini taşa çaldım
Niderim arı çün divane geldim
Ol meclis mestiyem hem sakisiyem
Sürerim devrimi devrane geldim
Seladur dertli gönüller seladur
Tabib ü haceyem dermane geldim
Ben ol şahine



Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler



   Makaleler
   Yüzellilikler Listesi
   ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
   OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
   33 yazarın Türk Çocukluğu
   MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
   1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
   7 HAZİRAN 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
   100. Yılında Balkan Harbi
   MHP Milletvekili Aday Listesi 2015
   Ak Parti Milletvekili Aday Listesi 2015

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

    Tanıtım

   İletişim
BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49



biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları
Powered By Webofisi.com