Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da


   Asr-ı seadette Türkler 2

BAŞ SAYFA

1 Eski insanları toptan putperest görmek isteyenler buna bir de yer tanrısı ilave etmişlerdir. Eski Türklerde yer tanrısı, dağ tanrısı gibi putperest bir zihniyet yoktu. Zaten bu, onlardaki tek tanrı inancıyla ve yaratıcının sıfatlarıyla çelişmektedir. Eski insanların toptan putperet oldukları, daha sonra tek tanrıcılığa ulaşıldığı fikri, "tek tanrıcılığa Tevrat ile ulaşıldı" iddiasında bulunan batılı bilim adamlarının tezidir.
2 Şecere-i Terakime; Ebul Ğazi Bahadır Han, s. 239, Haz. Z. K. Ölmez, Ankara-1996
3 Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye; s. 1157, 72. Baskı, İstanbul-1997
4 Türk Dünyası Tarihi, II. Baskı, s. 36, Nevzat Kösoğlu, İstanbul-1991
5 Kutadgu Bilig'de Kut ve Töre; S. Başer, s. 1, Ankara-1990
6 Amasya Târihi; II/56-61
7 Cahiliye dönemi şairlerine ait şiirler, 1900-1940 yılları arasında batılı müsteşriklerce derlenip çeşitli dillerde yayınlanmıştır. Çoğunlukla Polonya'nın Leipzig şehrinde basılmışlardır.
8 Dilleri anlaşılmazdan kasıt, yörede kimse tarafından bilinemeyen bir dildir. Arabistan'da Arapçanın değişik versiyonlarının dışında, Farsça, Habeşçe, Koptça, Rumca ve İbranice konuşulmaktadır. Bu dil, bunlarla da akraba değildir.
9 İslam Tarihi; Medine dönemi, M. Asım Köksal
10 Mu'cemu'l Buldân'da çadırın, Hendeğin kazılı bulunduğu köşelerden biri olan Seyhân mevkiinin Zübab tepesinde kurulduğu kayıtlıdır. O günün hatırasına burada Zübab Camii inşa edilmiştir.
11 Sahihi Müslim; Muhtasar; I/293, I/631, İstanbul-1984
12 Büğdüz'ün anlamı, Hizmet eden demektir.
13 Bu tarihten itibaren asyanın en kuvvetli devleti olan Çin'in önü yıllar sonra yine Türklerin yardımıyla İslam ordusu tarafından Talas'ta kesilebilmişti.
14 Kutadgu Bilig'de Kut ve Töre; S. Başer, s. 77, Ankara-1990
15 Abdurrahman b. Semüre eshabdandır. Türklerle sıcak temasa geçilmemesiyle ilgili Efendimizin emirlerini muhtemelen biliyordu. Ubeydullah b. Ziyad sahabi değildir.
16 Tarih ve Medeniyet; 57/59, Nûşirevân, Doç. Dr. Ahmet Şimşirgil
17 Kerbela Faciasında Hazreti Hüseyn ve bütün çocukları şehid edilir. Bu sırada Zeynel Abidin'e, çok hasta bir çocuk olduğundan nasılsa ölür zannıyla ilişilmez. Seyyid adı verilen Efendimizin soyu bununla devam eder. Bu nedenle ona, Seyyidlerin Nuh'u adı verilir. Zeynelabidin hazretleri faciadan hemen sonra Şam'a götürülür. Burada doktorlar adeta seferber edilerek tedavi ettirilir.
18 Kasım b. Muhammed hazretleri tasavvufta 33 altun halka olarak bilinen tarikat zincirinin 4. südür. (Muhammed aleyhisselam, Hazret-i Ebu Bekr, Selman-ı Fârisî, Kasım b. Muhammed...) Küçücük yaşında iken Selman-ı Farisi hazretlerinin yanında yetişir. ..........................................

ASR-I SEADETTEN PORTRELER

EBU BEKRE: (....-671) Asıl adı Nüfeyy b. Mesruh'tur. Babası Mesruh, meşhur Taifli tabib Haris b. Kalede'nin kölesidir. Annesi Sümeyye, İran Kisrası Nuşirevan tarafından kendisine ziyarete gelen Yemen Meliki Ebu'l Hayr'a cariye olarak hediye edilir. İran kisrasının bir İranlıyı köle veya cariye yapması mümkün değildir. Eğer Çinli veya Moğol olsaydı, Arabistan'da az görülür bir sima olacağından kaynaklara mutlaka geçerdi. Bu nedenle Sümeyye'nin Türk olduğu düşünülebilir. Sümeyye ismi, muhtemelen araplarca verilmiş bir isimdir. Nitekim asıl ismi kaynaklarda Bâmıh (Pamuk) olarak geçer.

Ebu'l Hayr, Yemen'e dönerken Taif'e uğradığında hastalanınca Haris b. Kalede tarafından tedavi edilir. (Haris, aynı zamanda Efendimizin azılı düşmanlarından Nadr b. Haris'in babasıdır.) Ebu'l Hayr bu nedenle Sümeyye'yi Haris'e hediye eder. Haris te kölesi Mesruh ile evlendirir. Mesruh ta İran'dan getirilmiştir. İşte bu evlilikten Ebu Bekre doğar.

Kızkardeşi Ezde de eshabdandır. 8 H/630'de Taif kuşatmasında teslim olan esir ve kölelerin azad edileceği haberi üzerine kaleden kaçan 23 kişiden biridir. Kaleden aşağıya kuyu çıkrığı (Bekre) ile indiği için Efendimiz kendisine Ebu Bekre diye iltifat eder. Bu isimle tanınır.

Ehl-i beytin hizmetlilerinden olur. Sevgili Peygamberimizden 132 hadis-i şerif nakletmiştir. Efendimizin vefatlarından sonra bir süre Bahreyn'de oturur. 51/671 veya 52/672'de Basra'da vefat eder. Namazını eshabdan Medine'deki kardeşliği Ebu Berze el Eslemi kıldırmıştır.

Asrı Seadet döneminde iki Sümeyye vardır. Birisi, Ammar b. Yasir hazretlerinin annesi ve ilk hanım şehid Sümeyye, diğeri de Ebu Bekre'nin annesi Sümeyye'dir. Asrı Seadet dönemini iyi araştırmayanlar bu iki ismi karıştırırlar. M. Hamidullah ta bunlardan birisidir. Bunun etkisinde kalan günümüz ilim adamlarından bazıları da aynı yanlışı tekrar edip durmaktadırlar.

SALİM: (605-633) Aslen Horasanlıdır. Asıl ismi bilinmemektedir. Salim ismi ona Arabistan'da verilmiş bir isimdir. Kaynaklarda "Salim mevla Ebi Huzeyfe / Ebu Huzeyfe'nin azadlısı Salim" ismiyle anılır. Henüz küçük bir çocukken İran'ın İstahar bölgesinden köle olarak Mekke'ye getirilir. Bu bilgiye bakarak onun İranlı olduğu söylenir. Ancak Arabistan'da İranlılara Farisi lakabı takılıyordu. Eğer Salim de bunlardan birisi olsaydı Farisi lakabıyla anılırdı. Aynen Selmân-ı Farisi gibi...

Salim, eshabdan Ebu Huzeyfe b. Utbe'nin hanımı tarafından satın alınıp büyütülür. Çok zeki, akıllı ve terbiyesi çok kolay karakteriyle tanınır. Daha sonra da azad edilir. Sadakati ve dirayeti sebebiyle Ebu Huzeyfe tarafından oğul ilan edilir. Yine Ebu Huzeyfe, kardeşinin kızı Fatıma (Hind) bnt. Velid ile evlendirir. Hazreti Salim, Kur'ân-ı Kerîm'in tamamını ezbere bilen ve en iyi okuyanlardandır. Bu özellikleri sebebiyle, Sevgili Peygamberimizin övgülerini ve hayır dualarını almıştır. Hicrette, Mekke'den ayrılan ve Hazret-i Ömer gibi ileri gelenlerinin de bulunduğu Muhacirlere imâm olur.

Bedr dahil bütün savaşlara katılır. Sevgili Peygamberimizin, "Kur'an-ı kerim'i şu dört kişiden öğreniniz" diyerek övdüklerinden birisidir. Hz. Ebû Bekir zamanında Müseylemet'ül Kezzâb'a karşı yapılan Yemâme gazâsında Muhâcirlerin sancaktarıdır. Sâlim'in sancağı taşıması dolayısıyla tehlikeye hedef olacağını gören Eshâb; "Senin başına bir zarar gelmesinden korkarız" deyince; "Eğer ben sancağı taşımayacak olursam Kur'ân-ı Kerîm ehlinin en bedbahtı olurum" cevabını verir. Mürtedler, sancağı düşürebilmek için Salim'e çok şiddetli hücumlar yaparlar. Sâlim, en şiddetli kılıç darbeleri altında bile "Ve mâ Muhammedün illâ resûl... / Muhammed aleyhisselam ancak Allah'ın resulüdür" (Al-i imrân; 144) âyet-i kerîmesini okumaktadır. Bu sırada ağır yaralanıp düşer. Yanına koşan Eshâb-ı kirâm, onun hala bu âyeti okuduğunu işittiler. Şehid olunca Ebû Huzeyfe ile birlikte defnedilir.

İlim ve irfânı Eshâb-ı kirâm tarafından kabûl ve tasdik edilmekle beraber Hz. Ömer'in, özel bir muhabbeti ve hürmeti vardır. "Eğer sağ olsaydı Salim'i halife olarak yerime bırakmak isterdim" demiştir. Bir gün Sevgili Peygamberimizin yanında Sâlim'in ismi zikredilir. Efendimiz şöyle buyururlar; "Muhakkak ki Sâlim, Allahü teâlâyı çok sever. Eğer Allahü teâlâdan korkusu olmasaydı yine sevgisinden dolayı Allahü teâlâya isyân etmez, günâh işlemezdi." Sevgili Peygamberimiz yine bir gün şöyle buyururlar; "Kıyâmet günü birçok kimseler Tihâme dağı gibi sevâblarla gelirler. Allahü teâlâ onların amellerini boşa çıkarır ve onları şiddetli bir şekilde Cehenneme atar. Bu dehşetli durumdan ürperen Sâlim atılır; "Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah; biz o kavmi nasıl tanıyacağız? Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum." Bunun üzerine Efendimiz şöyle cevap verirler; "Ey Sâlim onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, fakat kendilerine harâmdan bir şey teklif edildiği zaman Allahü teâlâdan hiç korkmadan o harâmı işlerler. Allahü teâlâ da onların amellerini, ibâdetlerini kabûl etmez."

HABBAB B. ERET: Mekke'de yaşayan azadlı kölelerdendi. Aslen Kufe'liydi. (Muhtemelen Sasaniler tarafından Doğu Roma sınır boylarına yerleştirilen Türk boylarına mensuptu.) Kılıç yapmakta usta bir demirciydi. Ümmü Enmar isimli bir kadının himayesinde yaşıyordu. Sevgili Peygamberimiz Habbab'ın dükkanına sıkça uğrar kendisiyle sohbet ederdi.
Hicreten önce Hazret-i Ebubekr'in eliyle müslüman oldu. Müslüman olduğu için çok işkence gördü. Sırtındaki feci işkence izlerini ömür boyunca taşıdı. Efendimizin pek çok hayır dualarını aldı.

Hazret-i Ömer'in kızkardeşi Fatıma bnt. Hattab ile kocası Said b. Zeyd'in Kur'an öğretmeni oldu.

Medine'ye Hicret etti. Bedr Savaşına katıldı. Bu savaşta Efendimize, islam ordugahına en yakın kuyu hariç bütün kuyuların kapatılması tavsiyesinde bulundu. Bu tavsiye aynen uygulandı. Bundan sonra bütün savaşlarda bulundu.

Hazret-i Ebû Bekir devrinde, yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda ve Suriye'nin fethinde bulundu.

657’de Kûfe şehrinde vefât etti.

ŞEHR B. BAZAN: Aslen Hemedanlıdır. Babası Bazan İran Sasani imparatorluğunun Yemen Genel valisiydi. İran Kisrası'nın emri üzerine Medine'ye Efendimizi yakalamaya giden özel ekipte bulundu. Sonra babasıyla birlikte müslüman oldu. Oğlu Amir b. Şehr de eshabdandır. Efendimiz tarafından tayin edilen ilk validir. Babası vefat edince Efendimizin emriyle vali olur. Yalancı peygamber Esvedu'l Ansi tarafından şehid edilmiştir.

Şehr, Yemen'de Ebnalar denilen topluluktandır. Bunlar, İran'dan gelenlerle yerli hanımların evlenmesi sonucu ortaya çıkmış bir nesildir. Atalarının İran'dan gelmesi de ilginçtir. Habeşistan'ın Yemen valisi Yeksum b. Ebrehe'nin yaptığı zulümler karşısında Yemenliler İran'dan yardım isterler. Ancak Kisra Nuşirevan, "Yemen'in çok uzak olduğunu, ordusunu böyle bir tehlikeye atamayacağını" söyleyerek önce reddeder. Ancak sonradan aklına cazip bir fikir gelir. Hapishanlerdeki idam mahkumlarının Yemen'e gönderilmesini emreder. Böylece İran, yığınla suçlu insandan kurtulacaktır. Dahası, eğer başarırlarsa Yemen, İran'a bağlı olacaktır. İşte bu insanlar MS 575'ten itibaren Yemen'e hakim olurlar. Yerli kadınlarla evlenerek melez bir neslin temelini atarlarlar. Yöre insanlarının Ebna ismini verdikleri bu nesil, kültürel olarak tamamen araplaşır. İşte Şehr'in babası Bazan bu insanlardan birisidir. Yemen'e gönderilen mahkumların arasında çok sayıda türk bulunması kuvvetle muhtemeldir. İşte bu insanların tamamı, asrı saadette islamla şereflenmişlerdir.

BÜREYDE B. HUSAYB: (....-63/682) Eslemoğullarının Sehm kolundandır. Hicret sırasında Sevgili Peygamberimizin başına konulan muazzam ödülü alabilmek için 70 kişilik bir süvari birliğiyle peşlerine düşer. Mekke ve Medine arasındaki Amim bölgesinde Efendimizle karşılaşır. Fakat Efendimizi şahsen tanımadığı için farkedemez. Büreyde, Efendimizin tatlı dili ve güler yüzünü görüp hayran kalır. Arkadaşlarıyla oracıkta müslüman olurlar. Yatsı namazını birlikte kılarlar. Bu sırada Meryem suresinin ilk ayetlerini bizzat Efendimizden öğrenir. Sabah olunca başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağına bağlar ve "izin verirseniz önünüzde ilk bayraktarınız olayım" diyerek Eslem arazisinden çıkana kadar refakat eder. Böylece İslamın ilk bayraktarı olur. Efendimiz, Büreyde'nin bu samimiyetine karşılık ona şu müjdeyi verir; "Sen, Zülkarneyn aleyhisselamın inşa ettirdiği bir şehre gideceksin ve kıyamet gününde doğu ülkesinin nuru ve rehberi olacaksın."

Uhud'tan itibaren Efendimizin bütün savaşlarına katılır. Hayber'in fethinde surlarda açılan gedikten içeri ilk dalan sahabedir. Efendimiz vefatlarına yakın hazırladıkları Üsame komutasındaki Suriye Ordusunun sancaktarıdır.

Sevgili Peygamberimizin katipliğini de yapan Büreyde, Süleymoğullarına yazılan mektubu kaleme almıştır. Kendisinden 164 hadisi şerif nakledilmiştir. Süleyman ve Abdullah isimli iki oğlu bilinmektedir.

Efendimiz bir konak yerinde bazı eşyaları Büreyde'nin sırtına yüklerler ve ez Zâmile / yük devesi diye latife ederler. Büreyde, bu hatırasını sık sık anlatır ve şerefle naklederek; "At sırtında düşmana saldırmaktan daha güzel bir hayat şekli yoktur" derdi.

Hazret-i Ömer döneminde ordu komutanı olarak görev yapar. Basra şehri kurulunca buraya yerleşir. Hazret-i Osman döneminde Horasan'ın fethine katılır. Yezid b. Muaviye döneminde 62/681 şehid düşer. Horasan bölgesinde en son vefat eden sahabidir. Merv şehrinde defnedilir. Türkmenistan sınırları içerisinde bulunan kabri, bugün de Türkler tarafından daima ziyaret edilmektedir. Ziyaretine gidenler Onu, doğunun Eyüp Sultanı olarak isimlendirirler.

ABDURRAHMAN B. EBZA: (70/670) Eshabı kiramdandır. Huzaa kabilesinin azadlılarındandır. Babası Ebza da eshabdandır. Aslen Kufe'lidir. Mekke'de doğdu. Kur'an-ı Kerim ve fıkıh konularında derin bilgisi vardır. Hazret-i Ömer'in Mekke valisi Nafi' b. Abdilharis, halifeyle görüşmek için şehir dışına çıktığında bunu vekil olarak bırakır. 658'de Hazreti Ali tarafından Horasan valisi olarak tayin edilir. Hayatının ileri dönemlerinde Kufe'ye yerleşir ve burada vefat eder. Said ve Abdullah isimli iki oğlu bilinmektedir.

ABDURRAHMAN B. SEMÜRE: (670) Eshabı kiramdandır. Babası Semüre b. Habib'dir. Künyesi Ebu Said'dir. Asıl ismi kaynaklarda; Abdi Külal, Abdi Kelül, Abdi Kabe olarak ta geçer. Müslüman olunca Efendimiz tarafından ismi Abdurrahman olarak değiştirilir. Kureyşin azadlılarındandır. Mekke'nin fethinden önce müslüman olur. Mute Savaşı'na ve Tebuk Seferine katılır. Hazret-i Osman zamanında idari kademede görev alır. Irak ve Horasan'da bulunur. Basra genel Valisi Abdullah b. Amir tarafından Sistan valiliğine tayin edilir. Doğuya düzenlediği seferlerde, Hindistan yakınlarındaki Zerenc ve Kiş arasındaki yerleri ve Ruhhac ile Zemindaver arasındaki bölgeleri ele geçirip putları yerle bir eder. Daha sonra Basra'ya yerleşir ve burada vefat eder. Namazını Ziyad b. Ebih kıldırdı. (Ziyad'ın annesi, Sümeyye de türk kökenlidir. Ebu Bekre ile anne bir kardeştir.

Son derece cesur ve mütevazi bir komutandır. Kendisinden 14 hadis-i şerif nakledilmiştir. "Sakın kimseden idarecilik isteme. Eğer isteğin üzerine emirlik verilirse, istediğinle başbaşa bırakılırsın. Eğer sen istemeden verilirse Allahü tealadan yardım görürsün" hadis-i şerifinin hem muhatabı, hem de nakledicisidir.

 




biyografi.net
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler



   Makaleler
   Üniversite Öğrencilerinin Kiralık Daire Ararken Karşılaştıkları Zorluklar
   Datça macunu satan eczaneler, aktarlar ve akciğer detoksu satış noktaları
   Sevgiliye Hediye Alternatifleri
   Yüzellilikler Listesi
   ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
   OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
   33 yazarın Türk Çocukluğu
   MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
   1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
   7 HAZİRAN 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

    Tanıtım



   İletişim
BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49



biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları Pasaj Grup
Powered By Webofisi.com